Emrullah BİLGİN - Değişim

Emrullah BİLGİN - Değişim

Sıradaki Ülke Hangisi?

ABD, İsrail-İran savaşında ateşkes ve barış görüşmeleri dünya kamuoyunu meşgul ederken sırada Küba krizinin olduğunu ifade etmekten kaçınmamaktadır. İsrail-Gazze savaşı sonrası ve Ukrayna-Rusya savaşlarının dünya kamuoyunda etkilerinden ve yıkımlarından faydalanarak ABD adına başka bir çıkar ve üstünlük sağlama peşinde olduğunu göstermektedir.

ABD Başkanı Donald Trump açıklamalarıyla küçük ada devleti Küba’nın yeni hedefi olduğunu açık bir biçimde ortaya koydu. Küba geçmiş dönem krizlerinin kısmen bir tekrarı gibi görünse de tarihi bir olay olarak yeniden gündemdedir. ABD’nin, Rusya’nın Ukrayna ile savaş durumu, AB ülkelerinin ABD’siz savunma yetersizliği, İngiltere’nin arkadan İsraili desteklemesine rağmen savaş başarısının belirsizliği ve emperyal sermayesini Şangay bankalarında değerlendirmesi, Çin’in ABD pazarında gümrük vergilerinde artışı ve bu artışın diğer bazı ülkelerde ki dolaylı etkileri ve en önemlisi petro-dolar etkileriyle sıkışmışlığından faydalanmak amacında olduğu anlaşılıyor. Sırada ki ülke yeni olmamakla birlikte Küba olarak gösteriliyor..

abd-kuba-politikasi.webp

ABD’nin Küba politikası yeni değildir ve Başkan Keneddy döneminden bu yana zaman zaman gündeme alınmış ve Başkanlar için her dönemde siyasi malzeme yapılmıştır. 1962 yılında ABD’nin Küba’ya yönelik sert politikaları ile patlak veren meşhur füze krizinin belki de en fazla etkilediği ülke Türkiye’ydi. Bugün İran’daki kriz bizleri fazlasıyla meşgul etmesine karşın ABD’nin öngörülemeyen Başkanının Küba açıklamaları yakın geçmişimizdeki acı deneyimleri hatırlattı.

Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarındaki ekonomik refah yerini kuraklık, borç yükü ve Kıbrıs sorununa bırakmıştı. Tüm bunlar ile Türk halkı meşgulken ABD ve bilhassa NATO’nun ülkemizde attığı her adımı büyük bir coşkuyla karşılayanlar çoğunluktaydı. Dünyada da önemli teknolojik gelişmeler yaşanmaktaydı. SSCB uzaya gönderdiği uydu ile Soğuk Savaş’ta psikolojik üstünlüğü ele geçirmişti. ABD mevcut durumu dengelemek ve Moskova’yı hinterlandına alabilecek sayısız orta menzilli füzeyi Avrupa ülkelerine yerleştirmeye başlamıştı. Bu füzelerin içerisinde Moskova’yı en fazla rahatsız eden İzmir Çiğli’de bulunan Jüpiter füzeleri olacaktı. Cambridge Beşlisi casuslarıyla Batının en mahrem sırlarını dahi elde etmeyi başaran Rus istihbaratına göre; eğer ABD, atom bombası kullanmaya karar verirse bunu şüphesiz Türkiye üzerinden yapacaktı..

Daha önce aslen bir Rus casusu olan İngiliz ajan Kim Phillby’in Moskova’ya ilettiği raporlarda da açık bir biçimde Türkiye üzerinden Moskova’ya atom bombası atılabileceği bilgisi ile Stalin; Boğazlar üzerinde egemenlik ve Kars-Ardahan’dan toprak taleplerinden vazgeçmişti. Bu durum Türk diplomasisinden daha çok Türkiye üzerinden atılması muhtemel atom bombası fikri Rusya üzerinde etkili olmuştu.
Aslında bu füzeleri Türkiye’ye yerleştirmeden önce sayısız Avrupa ülkesi ile görüşülmüştü. Tamamı ABD’nin isteğini reddetti, yalnız Türkiye füzeleri toprağına yerleştirme talebini karşılayan NATO ülkesi olarak öne çıkmıştı. Ayrıca Norveç başta olmak üzere sayısız ülke Türkiye’nin güvenilmez bir partner olduğunu Kıbrıs’ta müttefiklere karşı ya da Suriye’deki rejim değişikliklerine müdahale etmek adına bunları kullanabilecek potansiyelde tehlikeli olduğuna dair görüşlerini yüksek perdeden dile getiriyordu.
1960 yılında Türkiye’de askeri darbe olmuş, sonrasında gelen hükümetler Jüpiter füzeleri politikasında herhangi bir değişime gitmemişlerdi. Türkiye füzeler konusunda hala çok arzuluydu; ama ABD bir türlü net kararını veremiyordu. Nihayet 3 yıl düşündükten sonra ABD füzeleri Türkiye’de aktif etti. Ankara, Sovyetler konusunda caydırıcılık yaratacağını düşündüğü füzeler ters tepki yaratmış ve Moskova çok daha saldırgan bir hale gelmişti..

sovyetler-birligi-kuba-fuze-programi.webp

Sovyetler Küba’ya füze yerleştirmeye karar veriyor. Sovyetler Birliği 1962 yılında İzmir’deki füzelerin aktif edilmesine cevaben Küba’ya füze yerleştirme politikasını devreye aldı. Henüz hayatta olan Keneddy, Türkiye konusunda büyük bir hata yaptığını düşünmeye başlamış ve askeri kurmaylarına füzelerin sökülmesi durumunda oluşacak dengelerle alakalı rapor istemişti. Keneddy nihayet Moskova’ya bir mektup yazdı ve Küba’yı işgal etmelerine izin verirlerse Türkiye’deki füzeleri geri çekeceklerini bildirdi. Kruşçev ve Keneddy medya önünde asla geri adım atmayacaklarını iddia etseler de iki taraf da gizli kapılar arkasında uzlaşmanın yollarını arıyorlardı. Moskova, Küba’nın işgaline sıcak bakmasa da karşılıklı füzelerin geri çekilmesi fikrine uzak durmuyordu. Bu pazarlıklar sürerken Türkiye’nin iki tezi bulunuyordu. Birincisi bu füzeler ABD’nin değil, NATO’nundu. Dolaysıyla bir uydu devlet muamelesini reddediyor, Küba ile aynı kefeye konulmak istemiyordu. Türkiye’nin ikinci iddiası da bu füzeler saldırı için değildi ve savunma amaçlıydı. Ayrıca Ankara, ABD Başkanının kendisine verdiği sözlere itimat ediyor ve bu konuda kendilerine ihanet etmeyeceği kanısındaydı. Bu durum hem iktidardaki İnönü hükümeti hem de muhalefet için sarsılmaz bir gerçek olarak öne çıkıyordu..

Siyasi tablo Ankara için bu kadar berrak olsa da ABD çoktan Moskova ile masaya oturmuş ve Türkiye’yi kesinlikle sürecin dışında tutmaya karar vermişti. Türkiye adına son derece önemli bir ulusal güvenlik konusu pazarlık masasında konuşulurken bu durumdan ne yazık ki haberdar dahi edilmedi. 2025 yılı içerisinde ABD’nin Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırma görüşmelerinde Ukrayna’nın masaya dahil edilmemesi gibi..

28 Ekim 1962 tarihinde Sovyet lider Kuruşçev’in Küba’dan füzelerin söküleceğini açıklaması tüm dünyada bir şok etkisi yarattı. Belli ki bir pazarlık yapıldığı ortadaydı ve Türkiye’nin durumu çok kritik bir hal almıştı. Nihayet ABD, Türkiye’ye füzelerin söküleceğini bunun karşılığında Türkiye’nin uzun süredir talep ettiği F-104G uçaklarını hemen teslim edeceklerini bildirdi. Bu uçaklar Türk Hava Savunmasının güçlenmesi için çok önemliydi; çünkü Türkiye için eksen giderek Moskova tehdidinden Kıbrıs sorununa dönüşüyordu. Nitekim bu uçaklar 1974 Kıbrıs Barış Harekatında son derece önemli rol oynasa da ABD, Ankara’nın Amerikan uçak ve silahlarını kendilerinden izin almadan kullanmasını gerekçe göstererek ağır yaptırım kararları uygulamıştı. Bu güne dönecek olursak; ABD F-35’ler için Türkiye’ye yeşil ışık yaksada; geçmiş dönemdeki bu askeri ve siyasi kararlar bu günde göz önünde bulundurulmalıdır.
Belki de S-400 lerin elde tutulmasının yarar sağlayabileceği, caydırıcı olabileceği değerlendirilmelidir..

Sonuç itibariyle, Küba Krizi ile ABD, o dönemde aslında en büyük zararı Türkiye’ye vermişti. Washington, daha önce Stalin’in talepleri karşısında Moskova’ya atom bombası atılmasını dahi seçenek olarak görürken biranda Türkiye’yi savunmasız bir şekilde Moskova karşısında kaderine terk etmişti. Üstelik Türkiye Rusya’ya kurban edilirken Keneddy füze krizini çözmüş büyük bir kahraman olarak kendisini dünyaya servis etmişti. Son dönemde TRUMP’ın savaşları bitirme ve barış konusunda yaptığı gibi..

Günümüze dönüldüğünde ise Trump, ABD için neredeyse 70 yıllık bir dosyayı kapatmaya çalıştığı ortadadır. Küba, bir şekilde tüm bu süre zarfında ABD’nin politikalarına karşı koyabilmeyi başarmıştır. Ancak bu gün gelinen noktada yeni bir hikaye yazabileceği son derece belirsizliğini koruyor..

Bilindiği üzere Trump, önceki döneminde Grönland'ı ABD topraklarına katmak için, "satın alma" hayalleri kurmuş, bu durum uluslararası kamuoyunda "modern sömürgecilik" olarak nitelendirilmişti.
Adada zaten 1951 tarihli anlaşma sayesinde neredeyse sınırsız uçuş ve üs kurma hakkına (Uzay Kuvvetleri üssü dâhil) sahip olan Washington, bu yeni hamleyle adayı resmi olarak satın alamasa da fiili olarak tamamen askeri bir kuşatma altına almış oldu. Danimarka Başbakanlık Ofisi anlaşmayı "bölge güvenliği" kılıfıyla meşrulaştırmaya çalışırken, Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen'in de "Bu hepimize fayda sağlıyor" şeklindeki teslimiyetçi açıklamaları dikkat çekti..

abd-uzay-silahi-programi.webp

Amerika Birleşik Devletleri'nin Dünya yörüngesine bir uzay silahı yerleştirdiğini açıklaması, uzayda hangi silahların bulunduğu ve büyük güçlerin bu alanda egemenlik kurma çabalarında neler yaşandığı konusunda soruları gündeme getirdi.

ABD Hava Kuvvetleri Bakanı Troy Meink, "yörüngedeki" silahın ABD kuvvetlerini düşmanca eylemlere karşı korumak için gerekli olduğunu söyledi, ancak silahın kabiliyetleri veya yörüngeye ne zaman yerleştirildiği hakkında hiçbir ayrıntı vermedi. Bu silah nedir? nasıl bir silah olabilir ve uzaydaki askeri gelişmelerin genel tablosu nedir? Başka kimler, hangi ülkeler benzer silahlara sahipdir dahası kimler sahip olabilir? bilinmiyor veya gizleniyor. Uzay, uzay çağının başlangıcından beri militarize edilmiş bir alan oldu ve Sovyetler Birliği 1960'ların sonlarında uzaya silah yerleştirmişti. SSCB’nin dağılmasından sonra psikolojik üstünlüğü ele geçiren ABD, süper güçler arasında bu üstünlüğünü bir kez daha yenilemiş görünmektedir..

Bilindiği üzere ABD, Birleşmiş Milletlerin kurucularından biriydi ve desteklemekteydi. Ancak BM’e olan yardım ödemelerini kesti. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 22 Eylül 2026 da 81'inci kez toplandı. Üye 193 ülkenin tamamının eşit temsil hakkına sahip olduğu, BM'nin en kapsayıcı ana karar alma organı olan Genel Kurul, bir kez daha ABD'nin New York kentinden dünya liderlerini ve diplomatik heyetleri ağırlıyor. BM Genel Kurulunda, ABD adına konuşan Trump Küba, Grönland ve uyuşturucu hususlarında ki konuşmasında; Karteller bu yarım kürenin IŞİD'idir. Bunları asla serbest bırakmayacağız. Uyuşturucu trafiği yüzde 97 oranında azaldı. Kartel şiddetinin başkenti Meksika'da da önemli işler yaptık. Yönetimim Küba'daki rejimin de farkında. Küba'da komünizm bitmiştir, çökmek üzeredir ve çökecektir. Küba'nın ABD'yi tehdit eden güçler için bir sığınak olmasına izin vermeyeceğiz. Komünizm ABD'ye asla gelmeyecek ama Küba'ya özgürlük gelecek. Grönland konusunda harika bir anlaşma yaptık. Grönland bize güvenliklerini sağlamak için tam kontrol verdi. Hiçbir düşmanımız Grönland tarafında bize tehdit olamayacak. Uygun merkezlerde büyük bir askeri üs inşa edeceğiz dedi. Bu ifadelerinden görüleceği üzere Trump ile ABD dünya üzerinde istilaya, alan kazanmaya devam ediyor. Küba’ya özgürlük ABD ‘nin çıkarları doğrultusunda gerçekleşeceği için bu politikaların temelinde insan Hakları ve Demokrasi anlayışından ve yoksulluklardan söz edilmemektedir..

Tüm bu süreçler, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı acı travmaları hatırlatırken, askeri gücünü kendi imkanları ile artırabilmenin, vatan savunmasının hızlı bir şekilde oluşturulmasının, böylesi kaotik bir coğrafyada ne kadar önem taşıdığını da açık bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye dünya konjonktüründe egemenlik hakkını koruyabilmesi için Osmanlı İmparatorluğu dönemin de olduğu gibi sınır dışı fetihler yapamayacağı dikkate alındığında, gelecek dönemde Türkiye yeni dönem gelişmelerine göre stratejik hedeflerini yenileyerek savunma sanayiinde daha da ileri gidebileceği yeni alanlar açmalı ve oluşturmalıdır.

turkiye-cip-uretimi.webp

Uzay teknolojileri alanında uydu fırlatma sistemleri, uydu tabanlı istihbarat ve haberleşme sistemlerinin yenileştirilmesi ve yerlileştirilmesi, Ay’a ulaşmak başta olmak üzere uzay aracı yapabilme, geliştirme kabiliyet ve kapasitesine ulaşabilmelidir. Yapay zeka ve veri analitiği, yüksek kapasiteli verileri işleyebilen, otonom kararlar verebilen yapay zeka destekli savunma yazılımları geliştirilebilmelidir.

Türkiye'nin nihai hedefi, özellikle elektrik motorlar olmak üzere, motor teknolojisi, çip üretimi ve yazılım konularında tam bağımsızlığı sağlayarak dışa bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmak olmalıdır..
Bu küresel savaşlarda Türkiye’nin ve Türk milletinin zarar görmemesi dileğiyle.

Esen kalın..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Emrullah BİLGİN - Değişim Arşivi