Demokrasi ve Siyasi Denklemler
Demokrasi kavramının gereklerinden biri olan siyasetin, toplumun çoğunluğuna ulaşmasında bazı sosyal talep ve beklentilerin karşılığını bulması siyasetin temelini oluşturmaktadır.
Demokrasi veya el erki, halkın yasaları müzakere etme ve yasal düzenlemelere karar verme yetkisine (doğrudan demokrasi) veya bunu yapmak için yönetim görevlilerini seçme yetkisine (temsili demokrasi) sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Kimin, "halk" kabul edildiği ve yetkinin insanlar arasında nasıl paylaşıldığı veya hangi yetkilerin verildiği konuları zaman içinde ve farklı ülkelerde farklı oranlarda değişiklik göstermiştir. Demokrasinin özellikleri arasında; genellikle toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, mülkiyet hakları, din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, vatandaşlık, yönetilenlerin rızası, genel oy hakkı, özgürlük hakkından ve yaşam hakkından haksız yere mahrum bırakılmamak ve azınlık hakları yer alır. Türkçeye (Fransızca démocratie) kelimesinden geçmiştir.

Küresel ekonomide, yörüngesinden çıkarılmış demokrasi anlayışı, emperyal sistem haksızlıkları, adaletsizlikleri içinde barındırmaktadır. Demokratik sistemler ve düzenler sosyal devleti oluşturmalıdır. Sosyal adalet sosyal demokrasiyi getirmeli, sosyal ahlakı inşa etmelidir. Oysaki günümüz demokrasisinde; serbest piyasa ekonomisi olarak adlandırılan bu kapitalist düzende, ulusları ve insanları kandırmak; ikna etmek, razı etmek olarak adlandırılıyor ve adına da uluslar arası diplomatik başarı, satış yeteneği, ticari yetenek deniliyor. Kısacası bu küresel emperyalizm toplumsal ahlaktan yoksun, yoksul ve aç insanları, imkanı olmayan, fırsat verilmeyenleri ya bu yeteneklerini acımasızca geliştirmelerini yada çalmaya, hırsızlığa zorlamaktadır. Akademik seviyede yapılan araştırmalarda toplumda ki suç artış oranlarının temelinde bu ve benzer nedenlerin yattığı belirtilmiştir.
Adı demokrasi olsa da siyasi ahlaktan yoksun olan toplumlarda öncelikle kişiler, kurumlar ve hatta demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan siyasi partiler, siyasal kurumlar bu haksızlığa, hukuksuzluğa, ahlaksızlığa zorlanmaktadırlar. Şişirilmiş, çarpıtılmış, çıkarlar temeline oturtulmuş, “halka hizmet” yada “demokrasi”sloganı altında yapılan her türlü haksızlık ve hukuksuzluk ve taraflılık normal bir uygulama olarak sunulmaktadır. Dünyayı yöneten süper güçler veya emperyalist güçler ve devletler artık küresel politikalarında demokrasiyi veya özgürlük anlayışlarını bir sömürü aracı olarak kullanmaktadırlar. Bu gün artık bu sihirli kelimelerin hedefini bulmayan içi boş hamasetten ileri gitmediği görülmektedir.

Bu hamaset hem kapitalist sistem için hem de sosyalist sistem için de aynıdır. Demokrasi ve özgürlükler ülkelerin veya toplulukların askeri ve ekonomik güçleri ile doğru orantılı olarak gerçekleşmektedir. Siyasetin kirlenmeye doğru gittiği bir dönemde toplumda karşılık bulacak temiz bir siyaseti oluşturabilmek, özellikle Türkiye şartlarında zor olduğunu savunanlar çoğunluktadır. Ancak hepten umutsuz olmak da doğru değildir. Türk toplumunun önemli bir kesimi bu duyarlılığını hiç bir zaman kaybetmemiştir, kaybetmez.
Son dönemlerde basında ve sosyal medya platformlarında sıkça gündeme getirilen ve toplumun geneline ulaşması gereken siyasetin doğru kişiler tarafından, doğru bir dille oluşturulması gerektiği görüşü ve yorumları yapılmaktadır. Bu görüş siyasetin duayenleri tarafından da sık sık paylaşılmaktadır. Türkiye’nin iktidar ve muhalefet yapısı ile hukuki ekseninin emperyalist güçlerin hedefleri doğrultusunda evrilmesinden söz edilmektedir.
Yurtdışı küresel güçlerin; Türkiye’de iktidarı ve muhalefeti belirledikleri bir çizgide tutmak, Ortadoğu’da Türkiye üzerinden planlanan amaçlarına ulaşmada, Türkiye de siyasal dizaynı oluşturmak istedikleri yorumları yapılmaktadır. Küresel güçlerin Türkiye’nin aleyhine olan hedeflerine ulaşmasına engel olabilmesi, iktidarın veya muhalefetin yeniden yapılanmasını yada dağılmadan yeni bir siyaset üretmesini ön plana çıkarmaktadır. Ancak bu yeni siyaseti üretecek tarafın toplumun çoğunluğuna ulaşması ile mümkün olacaktır.
Toplum çoğunluğuna ulaşan siyasetin genel geçer şartlarının önde geleni halkın güncel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını doğru okumaya, kapsayıcı bir vizyon sunmaya ve güvenilir bir liderlik sergilemeye dayanır.
Toplumsal siyasal tabanın genişletilmesi ve kitlesel desteğin kazanılması için temel gereksinimlerin öncelenmesi gerekir. Bunlardan bazıları; yalnızca prosedür gereği vaatlere değil, doğru talep analizi, ekonomik istikrar ve güvenlik gibi somut yönelimlere ihtiyacı vardır. Siyasetin odağında somut toplumsal ihtiyaçların yer alması gerektiği bu yorumların başında yer almaktadır. Kapsayıcı ve bütünleştirici dil, Toplumun farklı kesimlerini (kültürel, etnik veya sınıfsal) ötekileştirmeden kucaklayan, kutuplaştırmaktan uzak bir dil benimsenmeli ve kullanılmalıdır. Güvenilirlik ve tutarlılık, Siyasal aktörlerin geçmiş icraatları ve söylemleri ile günlük eylemleri arasında tutarlılık bulunmalıdır. Siyasetçiye duyulan güven, çoğunluğa ulaşmanın temelinde yatar.

Etkili iletişim ve toplumsallaşma, siyasi mesajların, geleneksel ve dijital medya araçları aracılığıyla seçmenin kılcal damarlarına kadar ulaştırılması, seçmenle duygusal ve rasyonel bir bağ kurulmasını sağlar. Örgütlü yapı, Geniş kitlelere hitap edebilmek için tabana yayılmış, disiplinli ve aktif saha çalışması yürütebilen siyasi parti teşkilatlarına sahip olmak gerekir.
Toplum çoğunluğuna ulaşması gereken siyaset, sadece belirli bir kesime hitap etmek yerine, hukuki zeminde kapsayıcı, meşru ve toplumsal aidiyet kuran bir yaklaşımı gerektirir. Bu siyaset anlayışı, steril bir prosedür dili veya kaba popülizmden kaçınarak milli aidiyet ile özgürlüğü, devlet ciddiyeti ile halk iradesini aynı çerçevede buluşturmayı hedefler.
Toplum çoğunluğuna ulaşmak için gereken siyaset, ne steril bir prosedür dili olabilir, ne sadece suçlayıcı dil, ne de kaba bir popülist refleks. Asıl ihtiyaç, milli aidiyet ile özgürlüğü, devlet ciddiyeti ile halk ihtiyacını, düzen ile değişimi, haysiyet ile umudu aynı çerçevede buluşturan bir çoğunluk siyaseti oluşturmalıdır.
Son dönemde siyaset tartışmaları sık sık, “otoriter siyaset” ile “demokratik siyaset” karşıtlığı içinde yürütülüyor. Bu çerçeve bütünüyle yanlış değildir. Medyanın baskılandığı, kurumların aşındığı, devlet imkânlarının partizanlaştığı ortamlarda bu ayrım elbette yapılır. Fakat siyasetin asıl meselesi buraya sıkıştırıldığında, daha temel bir soruyu geri plana itiliyor.

Toplum çoğunluğunun iradesine ulaşacak siyaset nasıl kurulur?
Seçmen çoğu zaman sandığa, “otoriterliğe mi, demokrasiye mi oy veriyorum?” iradesiyle gitmez. Daha somut sorularla karar verir. Bu ülkeyi kim toparlar? Kim benim hayatıma, güvenliğime, onuruma ve geleceğime temas ediyor? Kim yalnızca itiraz etmiyor, aynı zamanda bir yön ve yol gösteriyor? Kim memleket adına daha inandırıcı konuşuyor?
Bu yüzden meseleye sadece rejim tipleri üzerinden değil, çoğunluğa ulaşan siyaset bağlamı üzerinden bakmak daha sağlıklı olacaktır. Siyasi mücadele, yalnızca bir rejim tartışması değil, aynı zamanda toplumsal meşruiyet, aidiyet, güven, yön ve umut üretme meselesidir. Kendi siyasal hatalarını görmezden gelme, yok sayma veya arka planda bırakmak demek değildir, doğru olan onlarla yüzleşebilmektir. Türkiye de doğru bilinen yanlışlardan biri olan, Finansal anlamda “siyasal kirlilikten” uzaklaşmak en doğru olanıdır ve bunu çoğu siyasal oluşumlar kullanmaktadır.
Asıl soru, toplumun çoğunluğunu taşıyacak bir siyasal çerçeve nasıl kurulabilir?
Bu soruya cevap ararken hem Filip Milačić’in, “How to Defeat the Authoritarian Message” (Otoriter Mesaj Nasıl Yenilebilir?) yazısı hem de, “Keep Positive and Defend Democracy: Framing Democratic Messages under Authoritarianism” (Pozitif Kalın ve Demokrasiyi Savunun: Otoriterlik Altında Demokratik Mesajların Oluşturulması) araştırması önemli bir ortak noktaya işaret ediyor. İkisi de farklı yerden aynı gerçeği hatırlatıyor: Seçim yalnızca yanlışları teşhir ederek kazanılmaz. Toplumun kendisini ait hissedeceği, güven duyacağı ve geleceğini göreceği bir siyasal anlatı kurmak gerekir.

Milačić'e göre otoriter-popülist siyaset yalnızca propaganda ile değil; millet, aidiyet, düzen, güvenlik ve ortak kader duygusuna hitap ettiği için güç kazanır. Demek ki buna karşı üretilecek siyaset, sırf hukuk, kurumlar ve yolsuzluk diliyle sınırlı kalamaz. Toplum çoğunluğu, kendisini soyut normların değil, somut bir siyasal topluluğun parçası olarak hisseder. Bu nedenle aidiyet alanını rakibe terk eden bir siyaset, teknik olarak doğru olsa bile çoğunluk üretemez.
Öte yandan, “Keep Positive and Defend Democracy” çizgisi de başka bir eksikliği gösterir. Sürekli korku, alarm ve tehdit dili üzerinden siyaset kurmak, muhalefeti reaktif bir pozisyona hapseder. Oysa insanlar sadece kötüye karşı değil, iyi bir ihtimal için de harekete geçer. Kalıcı çoğunluklar yalnız öfkeden değil, umut ve yön duygusundan da doğar. Demek ki çoğunluk siyaseti, yalnızca iktidarın yanlışlarını göstermek değil; ülkenin nasıl toparlanacağını, hayatın nasıl düzeleceğini, geleceğin nasıl kurulacağını da anlatmak zorundadır. Ancak bunu anlatacak, savunacak siyasetinde parçalanmış değil, bir ve bütün olma koşullarını oluşturması gerekir.
Tam da burada esas ders ortaya çıkıyor. Mesele, otoriter bir dille taklit etmek değildir. Mesele, toplum çoğunluğunun hangi siyasal ihtiyaçlarla hareket ettiğini doğru okumaktır, anlamaktır. Bir tarafın ihtiyaçları, kendi çevresine ait siyasal ihtiyaçlar etrafında politika üretmek yeterli olmayıp toplumsal ihtiyaçların sahiplenilmesi gereklidir. Toplumun çeşitli kesimlerinin ihtiyaçları ve eksikliklerini de kapsamalıdır.
Bu bakımdan İnsanlar yalnızca prosedür istemez, prosedürler daha çok teorisyenlerin cephesinde yer aldığından, yön de isterler. Yalnızca eleştiri istemez, eleştiri siyasetin temel ögelerinden biri olduğundan, güven de isterler. Yalnızca değişim istemez, değişim her dönemde konjonktürel olarak gerçekleştirildiğinden, dağılmadan değişim isterler. Yalnızca özgürlük istemez, özgürlük bağımsızlığın ön şartı olduğundan, aynı zamanda anlam, aidiyet ve toplumsal süreklilik de isterler.
Bu yüzden öncelikli olan memleket adına konuşabilmektir. İktidara karşı olmak, tek başına bir siyasal kimlik oluşturamaz. Toplum, sadece karşı çıkanı değil, aynı zamanda kendini taşıyabilecek ve uygulanabilir siyasal programı olanı arar. Muhalefet, kendisini yalnızca yanlışlara itiraz eden bir blok gibi kalmak yerine, ülkenin bütününü toparlayabilecek bir irade gibi asgari müştereklerde buluşturmak ve kurmak zorundadır. Haklı tarafta olmak yada görünmek yeterli değildir. Asıl önemli olan memleketin geleceğini kurabileceğinin gerçek ve somut kavramlarla gösterilmesi gerekir.

İkinci öncelik, aidiyet dilini meşru zeminde gerçekleri de göz ardı etmeden yeniden oluşturmaktır. Vatan, millet, ortak tarih, ulusal haysiyet, ortak kader ve toplumsal onur gibi kavramlar rakibe bırakıldığında, toplumun en derin duygusal alanı da bırakılmış olur. Bu alanların gerçekçi hedeflerle doldurulması gerekir. Buradaki mesele hamaset yapmak değil; siyasal topluluğu tanımaktır. Toplum psikolojisinde İnsanlar için sadece hizmet almak yeterli değildir, ait oldukları ülkenin saygın, güvende ve istikamet sahibi ve toplumun yapısına uygun devlet politikasının olduğunu da hissetmek ister. Demokratik siyaset, bu duyguyu küçümseyerek değil, meşru ve kapsayıcı biçimde temsil ederek güçlenebilir. Demokratik siyaset, toplumun yapısına, anlayışına ve konjonktürel gelişmelere göre değişiklik gösterir.
Üçüncü öncelik, umudu soyut iyimserlik olarak değil, inandırıcı yön duygusu olarak üretmektir. Umut, boş moral cümleleri olmamalıdır. Umut, ”iyi gitmeyen her şey düzeltilebilir” kavramını güçlendiren somut bir istikamet hissi olmalıdır. Umudun arkasındaki gerçek hedefler önemlidir. İnsanlara yalnızca tehlike anlatan bir muhalefet, bir süre sonra toplumda yorgunluk üretir. Oysa insanları peşinden sürükleyen şey, yalnızca korku değil, korkulardan, umutsuzluklardan somut projelerle çıkış ihtimalinin güçlendirilmesidir. Bu nedenle muhalefet sadece alarm veren değil, aynı zamanda toparlayan bir dili kullanmak zorundadır.
Dördüncü öncelik, ahlaki doğruluğu siyasal etkiye çevirebilmektir. En büyük yanılgılardan biri, haklı olmayı yeterli görmektir. Oysa haklılık ile çoğunluk kurmak aynı şey değildir. Çok doğru eleştiriler dile getirilebilir ama bunlar toplumun yaşayacağı siyasi dile çevrilemeyebilir. Yolsuzluk, hukuksuzluk, liyakatsizlik ve ekonomik bozulma ancak daha büyük öyküye bağlanabilirse siyasal enerji üretebilir. İnsanlar sadece, “iktidar kötü” dendiği için değil; “ülke yeniden ayağa kalkabilir” dendiğinde harekete geçer.
Beşinci öncelik, düzen ile değişimi aynı çerçevede buluşturabilmektir. Kriz toplumları yalnızca değişim talep etmez; değişimin kaos üretmemesini de ister. Bu nedenle muhalefetin siyaseti, bir yandan yenilenme ve dönüşüm vadederken öte yandan süreklilik, ciddiyet ve güven de sunmalıdır. Sert kopuş ile donuk restorasyon arasında üçüncü bir yol gerekir; dağılmadan yenilenme, savrulmadan dönüşme, kırmadan toparlama. Toplum çoğunluğu çoğu zaman tam da bunu arar.
Altıncı öncelik, sessiz çoğunluğu ciddiye almaktır. Kırsal, taşra, kararsızlar, kültürel olarak muhafazakâr ama ekonomik olarak huzursuz seçmen, yalnız seçim günü hatırlanarak kazanılamaz. Onlara üstten bakan, onları sadece manipüle edilmiş kitleler gibi gören dil, muhalefeti kendi dar çevresine hapseder. Çoğunluk siyaseti, sadece kendi haklı çevresine konuşmakla değil; henüz ikna olmamış toplumsal katmanların onurunu tanımakla kurulur.

Bütün bunların toplamı bizi şu sonuca götürüyor. Asıl ihtiyaç, meşru, kapsayıcı, aidiyet kuran, umut veren, yön gösteren ve çoğunluğu taşıyan bir siyaset üretmektir. Böyle bir siyaset ne steril bir prosedür diline mahkûm olur ne de kaba bir popülizme savrulur. Onun gücü, milli aidiyet ile özgürlüğü, devlet ciddiyeti ile halk iradesini, düzen ile değişimi, haysiyet ile umudu aynı çerçevede buluşturabilmesinden gelir. Toplum çoğunluğuna ulaşacak siyaset tam da burada doğar.
Sonuç olarak mesele, toplumun çoğunluğu hangi siyasal dille, hangi duygusal çerçeveyle ve hangi gelecek vaadiyle kazanılacağıdır. Seçim sadece itirazla değil; milli aidiyet, yön ve umutla kazanılır. Gerçek çoğunluk yolu ancak bu bütünlüğü kurulabildiğinde açılabilir.
Adaletin ve dürüstlüğün hâkim olduğu bir Türkiye ve dünyaya kavuşabilmek dileğiyle.
Esen kalın…