Erdal Küçükşehir

Erdal Küçükşehir

Yap – İşlet - Devret Modeli

Yazımızın konusu muhalefetle iktidar arasında sıkça tartışma konusu olan yap – işlet - devret modelini objektif bir şekilde değerlendirebilmek.

Hükümetin söylediği gibi ülkemiz için bir kazanım mı, muhalefetin seslendirdiği gibi gelecek kuşaklar için bir mali yük mü?

Belki çoğunuz ilk defa okuyup duyacak ama bu sistem Osmanlı’dan bize miras. Evet Osmanlı Devletinin son döneminde denemediği hiçbir finansal buluş kalmamıştı. Neredeyse hepsi acı deneyimlerle biten bu yöntemlerin sonuçlarını Türkiye Cumhuriyeti de uzun yıllar ödemek zorunda kaldı. 93 harbi olarak bildiğimiz 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında bozulan mali durum ve ödenemeyen borç taksitleri 1881 yılında Muharrem Kararnamesi’nin yayınlanmasına sebep olmuş, böylece devletin bazı gelirlerinin tahsili Duyun-u Umumiye İdaresi yetkisine devredilmişti.

yap_islet_devret.jpg

Osmanlı bu süreçte özellikle başkentte (İstanbul) Tramvay, su ve tünel gibi yatırımları yap-işlet-devret modeliyle imtiyazlı şirketlere vermiştir. Bu dönemle o dönemi mukayese ederken hataya düşmemek ve önyargıdan uzak olmak adına bu sözleşmelerin ortak hükümlerine göz atmamızda fayda olacaktır.

1- Yatırımlar günün en son teknolojisinde olacaktır.

2- Zorunlu hallerde, yatırım ve işletme süresince yabancı tebaaya ait kişilerin çalıştırılması izine tabidir.

3- Yapılan yatırım idarece denetlenecektir.

4- Şirket kayıtları Türkçe ve diğer dillerde tutulacak devletle olan yazışmalar Türkçe yapılacaktır.

5- İmtiyaz hakkı devredilemez.

6- Sözleşme sonunda tüm binalar, diğer makine ve teçhizatlar çalışır vaziyette ilgili idareye devredilecektir.

7- İmtiyaz sahibi şirket ile belediye ya da idare arasında çıkacak sorunların çözümünde Şura-yı Devlet (Danıştay) yetkilidir. Hukuki davalara Osmanlı Mahkemeleri bakmakla yetkilidir.

8-Sözleşmelerde geçerli para birimi Osmanlı Lirasıdır.

kopru.jpg

Bu imtiyazlı sözleşmelerin neleri içerdiğini, hangi yatırımların yapıldığını sizlerde tarafsız olarak arşivlerden öğrenebilir, içeriklerine erişebilirsiniz. Benim en çok ilgimi çeken bir örneği sizlerle paylaşayım;

1800’lerin sonlarına doğru Fransız Vagon Li şirketi Osmanlı Devleti’ne İzmir – Aydın - Ödemiş demiryolunu ücretsiz olarak yapmak istediğini bildirir. Şirketin talebi diğer trenlere bir yada iki özel vagon eklemektir. Eklenecek vagonlar diğer vagonlara göre daha lüks, yataklı, yemekli ve modern olacak dolayısıyla daha pahalı olan bu vagonların geliri de Vagon Li şirketinin olacaktır. Fakat sözleşmede vagonlara yeterli talebin oluşmaması durumu gözden kaçmamış bu durumda boş yerlerin bedeli Osmanlı Hazinesince ödenme garantisi verilmiştir.

Yıllar sonra 1982’de Hazine Genel Sekreteri’ne bir dosya gelir. Dosya kapağında Vagon Li yazmaktadır. İmzalanıp onaylanması gereken dosyaya bir göz atan genel sekreterin merakı şaşkınlığa dönüşmüş. 100 yıl önce yapılmış sözleşmenin gereği olarak hazineden şirkete ödenen bedel o hattın yapım maliyetinin kat kat üzerine çıkmış. Buna rağmen şirket hazineden sözleşmenin yenilenmesini talep etmektedir. Doğal olarak sözleşme uzatılmayarak Vagon Li şirketinin imtiyazı sona erdirilmiş olur.

Başta da belirttiğim gibi yap-işlet-devret modeli üzerinden yapılan tartışmalara katılmak niyetinde değilim. Amacım bu modeli 1985’lerden sonra bize yeni bir buluş gibi sunup pazarlayan Dünya Bankasını da tenkit etmek değil. Gelecek kuşaklar adına temennim bu modeli 100 yıldan fazla zamandır uygulayan bir ülke olarak geçmişten ders mi aldık yoksa gelecek kuşaklara yeni sorunlar mı bırakıyoruz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Erdal Küçükşehir Arşivi