Erdal Küçükşehir

Erdal Küçükşehir

Sözde kalan reformlar

Ekonomi tarafında neredeyse 2016 yılının yarısını bitirmek üzereyiz. Nasıl bir performans gösterdiğimiz konusunda henüz hem fikir olamadık. Faiz döviz ve borsayı takip eden ekonomistlere göre Türkiye pozitif ayrışıyor, enflasyon kontrol altına alınıyor. Hatta ilk çeyrek büyüme rakamları % 4’ün üzerinde. Sokağın sesini dinleyecek olsak orada anlatılan çok daha farklı. Her durumda çok vakit kaybettiğimiz gerçeği değişmiyor.

Oradan oraya savrulan bir gündem içerisinde ekonomik olarak yapmamız gerekenleri ne tartışmaya vakit bulabiliyoruz ne de bunu tartışmaya sıra geliyor. Amerika’nın tarım dışı istihdamı çok kötü geldi diye döviz düşüyor, borsa yükseliyor. Biz de böylece “-Ülke ekonomisi doğru yolda” diye konuşuyoruz. Yıllardır konuşmaktan öteye geçemediğimiz o meşhur yapısal reformlar ise kendisine bir gün sıra gelecek ümidiyle bir köşede bekliyor.

Bu hep konuşulan ancak bir türlü yaşama şansı bulamayan reformlar nedir ne işe yarar, bunlara değinmek istedim bugün. Bir sistemin hem verimli çalışmasını hem de dış etkenlere karşı dayanıklı hale gelmesi için yapılandırma sürecine reform diyoruz. Anlaşılabilmesi için bir örnek verelim.

Uluslararası bir firmaya fason bir ürün üretiyorsunuz ve yıllardır azda olsa müşteriniz hazır, paranız peşin diye bunu devam ettirdiniz. Bu süreçte ne markanıza ne ürün çeşitliliğinize ne organizasyon yapınıza hiç bakma gereği duymadınız. Niye duyacaksınız ki? Üretiyorsunuz, hazır kutulara koyup yüklüyorsunuz ve paranız bankaya yatıyor. Günün birinde size ürün yaptıran şirket gerek ekonomik, gerek jeopolitik sorunları gerekçe göstererek artık ürün almayacağını söylediğinde sizin içinde bulunacağınız durumu bir düşünün.

Oysa bu ticari ilişki devam ederken AR-GE’nize bütçe ayırıp, yeni ürünler geliştirseydiniz, bir müşteriye bağlı kalmak yerine pazarlama departmanı oluşturup yeni müşteriler arasaydınız, fason üretim yaparken kendi markanızı da oluşturup markanızın pazarda yer alması için tanıtım faaliyetlerine ağırlık verseydiniz bir B planı oluşturmuş olurdunuz. Şirketinizin devamlılığı adına bu yaptıklarınız işte birer yapısal reform olacaktı. Evet bunlar size kısa vadede bir maliyet getirecekti ama şirketiniz yaşanan şoklara karşı çok daha dayanıklı olacaktı.

Türkiye geçtiğimiz süreçte 3 ana başlık altında bu yapısal reformları hayata geçirebilmeliydi ancak bu mümkün olmadı. Siyasal reformlar başlığında anayasa değişikliğini çoktan hayata geçirmeli, seçim sistemi ve siyasi partiler kanunu değiştirmeliydik. Sosyal reformlar alanında eğitim ve adalet sistemimiz elden geçmesi gereken en önemli iki meselemiz. Asıl bizi ilgilendiren konu ekonomik reformlara gelince: Ne zaman hızlı büyüme rakamları yakalasak büyük cari açıklarla yüzleşmek zorunda kaldık. Açık vermeden büyümek için iki yol var önümüzde. Hep konuştuğumuz iç tasarrufları büyüteceğiz ya da üretimin ithale dayalı yapısını yerli girdilere yönlendireceğiz. Bunlar zaman alıp can acıtacak tedbirler olunca biz yavaş büyümeye razı olduk. Yavaş büyüme ise beraberinde işsizlik gibi diğer sorunları ortaya çıkardı. Öte taraftan kurlar vasıtasıyla ithali pahalı hale getirdik ancak üretim ona bağlı olduğu için enflasyonun yükselmesini önleyemedik. Oysa bizler ithal mallarını burada üretecek müteşebbislere geçici süreyle bile olsa destek vermemiz maliyet, satış ve vergi rakamlarını sıralayarak bunları dünya fiyatları ile kıyaslayarak teşvik politikaları üretmemiz gerekirdi.

Vergide bir adalet oluşturamadık. Hâlâ vergi sistemimiz dolaylı vergiler üzerine işlemekte. Dolaylı vergiler düşük gelirli insanlardan oransal olarak daha çok vergi almaktır ve bu vergide adaletin sağlanması önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Sağlık ve sosyal güvenlik alanında yapılması gereken birçok reform hayata geçmiş ve birçok gelişmiş ülkeye örnek bile olmuştur. Ancak özellikle sağlık alanında son dönem yaşananlar bazı sınırların tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Enerji faturamızın düşürülmesi adına son dönem gündemde olan yenilenebilir enerji politikalarını son derece önemsiyorum. Enerji alanında dışa bağımlılıktan kurtulmak adına atılacak her adımı bir reform olarak görmek mümkündür. 2001 krizi sonrası ister istemez yaptığımız bankacılık reformu bizim kısa geçmişimiz en önemli yapısal reformudur. Aynı biçimde reel sektöründe yapısal bir dönüşüm geçirmesi gereği vardır. Bunca meseleyle uğraşan güzel ülkemde bunlar tartışılır mı bilemiyorum ancak faiz düşsün, ekonomi canlansın, krediler artsın, yatırımlar artsın diyerek konjonktüre uygun geçici çözümler üretmeyi yapısal reformlara tercih ediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Erdal Küçükşehir Arşivi