Erdal Küçükşehir

Erdal Küçükşehir

Satır Araları

Türkiye İstatistik Kurumu 2017 yılı sonu itibarı ile adrese dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarını geçtiğimiz hafta açıkladı.

Konuşmalarımızda sık sık bahsettiğimiz “70 milyonluk Türkiye” kavramı artık yerini “80 milyonluk Türkiye” kavramına bıraktı. Bu sonuçların demografi ya da sosyoloji açısından sonuçları bir tarafa benim ilgilendiğim yanı övündüğümüz genç nüfusumuzun, itici gücümüzün durumu.

Yaşlanan Avrupa karşısında en önemli avantajımız olan genç işgücü sermayemizin 2010-2017 yılları arasında ne yönde gelişim gösterdiğine baktığımızda, faiz-kur-borsa tartışmalarından başımızı çevirip ilgilenmemiz gereken daha önemli sorunlarımızın olduğu ortaya çıkıyor. Yaşlı nüfus (65yaş üstü) oranımız bu süreçte % 7,23’ten, % 8,53’e çıkarken önümüzdeki 20 yılda yaşlanacak olan (40-65 yaş arası) nüfusumuz ise % 25,44’ten, % 28,23’e çıkacak.

Bu dönemde sadece % 1,2 artan genç nüfusumuz (15-30 yaş arası) ise toplam nüfus içerisinde % 25,75’ten, % 23,78’e gerilemiş bulunmakta. Öteki pencereden baktığımız da bugün çalışma çağında bulunan işgücümüze aşağıdan yeterli destek gelmiyor. Hayat standartlarının arttığı günümüzde ortalama insan hayatının uzadığı gerçeğini unutmayalım. Bu durumda 20 yıl sonrasının emeklilerine sosyal güvenlik sisteminin açığını kapatacak işgücünü nasıl bulacağımızın da bence hesabını şimdiden yapmaya başlayalım.

Geleceğimizin teminatı olan genç nüfusumuzun durumuna baktığımızda orada da çözülmeyi bekleyen birçok problemle karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor. Bağımsız bir araştırma kuruluşunun 12 şehirde 2000’in üzerinde gençle (18-30 yaş) yaptığı bir araştırmanın sonuçlarını da sizinle paylaşayım. Gençlerimizin neredeyse tamamı eğitimin önemli ve değerli olduğuna inanıyor ancak yarısından fazlası mevcut eğitim sisteminden memnun değil. Sınav sistemimizi ise beğenen neredeyse yok gibi. Ulusal ya da küresel iş piyasalarında yer alabilmek için yabancı dile ihtiyaçları olduğunu, iletişim, çevre geliştirme becerilerinin önemini biliyorlar ancak yarıdan fazlası günde ortalama 2,5 saatlerini sosyal medya iletişim araçlarında gezinerek ya da whatsapp’ta yazışarak geçiriyor.

Araştırmaya katılan gençlerin yarısı spor ya da egzersiz yapmazken, % 80’e yakını hiçbir sanatsal etkinliğe katılmıyor. En yaygın aktivite onlar için arkadaşlar, akrabalar ya da komşularla ev, kafe, lokanta ya da parklarda buluşmak. % 26’ya yakını hem eğitim görmüyor hem de çalışmıyor. Bu oran genç erkeklerde % 17, genç kadınlarda da % 36 olarak ortaya çıkıyor. Yarıya yakını hayatta başarı elde etmek için tanıdıklarının olmasının okul başarısından daha önemli olduğu fikrine sahip.

Gerçekten çok kapsamlı bir araştırma olmuş birçok aklınıza takılan soruya cevap bulmanız mümkün, fakat bizi ilgilendiren kısmı ülkemizin büyük hedefleri gerçekleştirmesinde yol arkadaşlığı yapacak olan genç nüfusumuzun geleceğe olan bakış açısı. Türkiye’deki gençler önümüzdeki dönemde sosyal ve ekonomik olarak iyileşme olacağına inanıyorlar. İşsizlik en büyük korkuları olsa da geleceğe dair umutları var. Dünya geneline göre esnek çalışma koşullarına daha uygun bir genç nüfusumuz var. Teknolojik gelişimlere açıklar, toplumsal fayda sağlama konusunda istekliler. Bununla beraber Kamu personeli olmayı özel sektöre tercih etme oranları çok yüksek. Özel sektörün çalışma koşullarına olan güvensizlik bu oranının yüksek olmasında büyük bir etken.

Araştırma sonuçlarının satır aralarından okuyabildiğim, geleceğin Türkiye’sini inşa edecek olan en büyük sermayemize dair izlenimlerim bunlar. Büyük Türkiye hedefini gerçekleştirme yolunda en büyük itici gücümüz unutmayalım ki gençler. Birçok olumsuzluğa rağmen genç nüfusumuzun geleceğe olan inancı dünya ortalamasının çok çok üzerinde. Bu beşeri sermayeyi harekete geçirmek için neler yapılması gerektiğini tartışmak için geç kalmayalım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
Erdal Küçükşehir Arşivi