Sahip olduğu kaynaklara coğrafi konumu da eklenince sorunları hiç bitmeyen ya da bilinçli olarak bitirilmeyen bir ülkeden bahsedeceğiz. 19. ve 20. yüzyılda Amerika kaynaklı 1000’e yakın darbe veya darbe girişiminin yaşandığı Latin Amerika ülkesi Venezuela. Rakamlar abartı değil bizzat kaynaklara dayalı. Arjantin’den Meksika’ya uzanan bu geniş coğrafyada bitmeyen krizler, darbeler, siyasi karışıklıklar, karteller ve daha niceleri yaşandı.
Venezuela, OPEC (Net Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) 1960 yılında kurulduğunda örgütün günlük bazda üretim lideriydi. Suudi Arabistan 1.3 milyon varil ham petrol üretirken Venezuela 2.8 milyon varil ham petrol üretebiliyordu. 1970’li yıllarda yaşanan petrol krizi petrol gelirlerini öylesine artırdı ki hükümetler kamu harcamalarını 3 kat artırırken Ancak artan kamu harcamaları nedeniyle fazla veren merkezi bütçeler 1978’den itibaren açık vermeye başladı. Devletleştirilen petrol sektörü 1990’larda tekrar dışa açıldı. Hükümetler petrol sektörü için her türlü teşviki taahhüt etmelerine rağmen düşen petrol gelirleri ve darbe girişimleri ülkede istenen istikrarı sağlamadı.
1998 yılında Chavez bu çalkantılı ülkenin lideri oldu. Artık yeni bir başlangıç yeni bir hikâye vardı. Chavez 2001 yılında ülke topraklarında rezerv arama ve petrol satışına kadar tüm petrol endüstrisini tekrar devletleştirdi. Özerk kurumları bakanlıklara bağladı. İzlediği sosyal politikalar sonucu ülke ekonomisi rayına oturmasa bile siyaset istikrara kavuşmuş oldu. O dönemin 32 milyonluk Venezuela’sında 20 milyon insan sosyal yardım almaktaydı.
Chavez’in hastalığı sonucunda onun yardımcısı Maduro iş başına geçti. Fakat petrol endüstrisine yapılmayan yatırımlar sonucu hem gelirler hem üretim devamlı düşmekteydi. Arkasından gelen ekonomik çöküntüler enflasyon rakamları şaibeli seçimler derken bugünün Venezuela’sında en temel gıda ürünlerine dahi sosyal yardım almadan ulaşmak neredeyse imkânsız hale geldi. Ülke nüfusu 20 milyonlara düşerken asgari ücret 1 dolar dahi değil.
2026 yılının başında ülkenin seçilmiş lideri bir gece yarısı üstelik eşi ile beraber Amerika Birleşik Devletleri tarafından kaçırılarak yargılanmak üzere Amerika’ya götürüldü. Suçlamalara gelince uyuşturucu ve örgüt liderliği. Daha geçen haftalarda ülkenin en büyük uyuşturucu kartelinin liderini affeden Sayın Trump bir ülkenin başkanını uyuşturucu gerekçesiyle yargılayacakmış. Uluslararası hukuk, devletlerin egemenlik hakları, uluslararası ilişkiler, diplomasi gibi kavramlar böylece tarihin tozlu raflarına kaldırıldı.
Üstelik bir ülkenin lideri adeta bir film senaryosunun başrolü misali New York sokaklarında ayağında terlik gezdirilip televizyonlarda canlı gösterilirken Trump ara seçimler öncesinde popülaritesini korumaya çalışıyor. Birleşmiş Milletler gibi örgütler bence bu saatten sonra kendi kurumlarını kapatıp başka etkinliklerde bulunabilir. Bu arada hızını alamayan Trump ise başka fanteziler peşinde koşarken Meksika Kanada gibi ülkelere Grönland gibi topraklara da göz kırpıyor.
Haklının yerini kuvvetlinin alacağı, orman kanunlarının geçerli olduğu bir düzende bizi kaostan başka bir şey beklemiyor. Maduro’nun ne olduğu değil başına gelenlere bakılmalı. Küresel düzen uzunca bir süredir kurallara dayalı sistem iddiasından uzaklaşıyor. Trump ise bu tabutun son çivisini çakarak fiilen orman kanunlarına geçmiş oldu. Venezuela’da olup biten sadece demokrasi, otoriter lider, uyuşturucu ile mücadele başlıkları ile izah edilecek bir mesele olmayıp küresel güç dengelerinin ekonomi, para, enerji ve teknoloji ekseninde yeniden kurulmasıdır.
2018 yılından bu yana ham petrol satışlarında doları dışlayan SWIFT dışı ödeme kanallarını arayan diğer para birimleri ile de ticaret yapan Venezuela, Amerika tarafından stratejik bir meydan okumanın tarafı olarak algılandı. Üstelik sadece petrol değil ülke topraklarında değerli metaller ve stratejik mineraller Çin tarafından yapılan yatırımlarla çalıştırılıyordu. Amerika kendi kıtasında bu elementlerin Çin tarafından kullanılmasına müsaade edemezdi. Böylece küçük ve orta ölçekli ülkelere bir mesaj verdiler: Artık kuralları değil güç dengelerini dikkate alın zira uluslararası hukuk sadece güçlü olanlar için geçerlidir.
Venezuela bugün sahip olduğu kaynakların laneti ile yüz yüze. Bu durum, kaynaklar doğru yönetilmez ve yarattığı refah eşit paylaşılmazsa ortaya ne çıkacağının somut bir örneğidir. Ama asıl mesele küresel güç dengelerinin hukuk tanımadan orman kanunları ile oluşturacağı yeni düzende insanlık neyle yüzleşecek?