Afetin gölgesinde tarım

Erdal Küçükşehir

Bu aziz vatanda öylesi bir gündem bolluğu var ki ne bir problemi çözebilmek mümkün ne de acınızı yaşamanız. 13 milyon insanın doğrudan etkilendiği, büyük bir coğrafyanın yıkıma uğradığı, binlerce insanımızı kaybettiğimiz bir afeti bile siyasetin, çekişmelerin gölgesinde bırakıverdik. İnanın şunu ifade etmekten dahi hicap duyuyorum.

Son 10 yıldır her alanda niçin yerimizde saymaktayız diye düşünürseniz altında yatan asıl sebebin problemlere odaklanıp uzun vadeli çözümler üretmek yerine gündelik yapbozlarla günü kurtarıp seçim odaklı politikalar üretmek olduğunu görüyor ve son derece üzülüyorum. Şehrimizde yapılan organizasyonlar içerisinde şüphesiz en büyüğü olan Tarım Fuarı öncesinde bu alanda yıllardır nasıl bir arpa yolu mesafe kat edemediğimizi sizlere izah etmeye çalışayım;
Son 20 yılda 30 milyon dekara yakın tarım arazisinin üretim dışı kaldığını TÜİK söylüyor. Konya’mızda 7 milyon dekardan fazla bir arazimiz tarım özelliğini kaybetmiş. Yaşanan doğal afetler sonrası bölgeye yaptığım ziyaretlerde bunu kendi gözlerimle de görmüş oldum. 20 yıl önce pamuk ekilen arazilerde bu gün rezidanslar, narenciye tarlalarında toplu konutlar ve ayçiçeği ekilen yerlerde fabrika binaları yer alıyor.
İhracata sevinirken net satıcı olduğumuz birçok tarım ürününde ithalatçı olmuş durumdayız. Un ihraç etmek için buğday ithal eder hale gelmekten dolayı üzülmek yerine ne yapalım canım ihracatımız arttı diye övünüyoruz. Bir türlü oluşturamadığımız tarım ve hayvancılık politikalarımız yüzünden hem yeraltı kaynaklarımızı hızla tüketiyor, hem fiyat istikrarsızları yaşıyoruz. Bir dönem geliyor insanlar süt ineklerini kesime gönderiyor ve süt fiyatları uçuyor. Sonra ona müdahale edelim derken et fiyatları başını alıp gidiyor.

Bir yıl oluyor soğan tarlada kalıyor sonra bakıyorsunuz 20 liraya çıkıyor. Dünyanın yüzde 80 fındığı bu topraklardan yetişiyor ancak bir don olayı sonrasında fiyatı 3’e, 5’e katlıyor. Çünkü bunu dengeleyecek yönetecek ve denetleyecek mekanizmalar yok. Evet, bugün tarım ürünleri ihracatında geçmişe kıyasla çok iyi yerlere geldik ancak böylesi bir coğrafyada doğru politikalarla ilk etapta 50 sonrasında 100 milyar dolar ihracat rakamlarını yakalayabilirdik.
Tarım ve hayvancılık konusunda çok ciddi desteklemeler ve teşvikler dağıtılırken bu kaynakların nasıl ne şekilde kimlere hangi sektörlere yönlendiğini, gerçek tarım işçilerinin buradan ne kadar refah payı elde ettiğini hiç ölçme değerlendirme yaptık mı? Tarım gelecek dünyanın en temel silahlarından biri olacaktır hiç şüpheniz olmasın. Bugün Afrika’da milyarlarca hektar araziler laf olsun diye alınmamış kiralanmamıştır. Biz ise ne zaman enflasyon artsa veya büyüme rakamlarımız istenen kadar çıkmasa hemen birkaç hafta tarım konuşup birkaç geçici tedbir alarak yolumuza devam etmekteyiz. Oysa bir an evvel küresel ısınma ve iklim değişikliği tehdidi karşısında bir sürdürülebilir tarım ve hayvancılık politikası oluşturmamız şart. Ukrayna çatışmaları gösterdi ki tarımsal arz tüm dünya için en kritik unsur. Sürdürülebilir tarım politikaları üretemez isek birçok gıda ürününde yaşanan fiyat artışlarıyla başa çıkabilmemiz mümkün değil.

İhracatla övünmeye hakkımız var ancak tarım ve sanayiyi beraber geliştirmemiş hiçbir ülkenin gelişmiş ülkeler sınıfına dâhil olmadığını unutmayalım. Dünyanın en kadim topraklarına sahip bir millet olarak ekolojik zenginliğimizin dahi bir envanterinin olmaması bizim ayıbımızdır. Anadolu’ya özgü birçok gen kaynağımızın ne durumda olduğundan bir haberiz. Son yıllarda bu konuda çok ciddi araştırmalar yapılıyor ve bunların desteklenmesi şart.
Tartışmakla, geçici tedbirler almakla, sadece fiyat politikası öncelenerek yapılacak ithalatlarla geçirdiğimiz her gün geleceğimiz adına kaybedilen bir günden ibarettir. Mesela ilk olarak afet yaşadığımız coğrafyalarda yaşayan çiftçimizin, besicimizin ve süt yetiştiricimizin elini tutarak, bu insanlarımızın göçünü önleyerek ve yıkılan ahırlarını ölen hayvanlarını tarladaki mahsullerini güvenceye alarak bir adım atmış olabiliriz.

İlk yorum yazan siz olun