• BIST 1.408
  • Altın 461,090
  • Dolar 8,0625
  • Euro 9,6585
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 21 °C
  • Bursa 18 °C
  • Antalya 18 °C
  • Konya 16 °C

Şeb-i Arus yaklaşırken

Ecz. Hülya Özsümen TUĞYAN

Bu sene 742. Yıldönümünü kutlayacağımız Hz. Mevlana’mızı rahmet ve sevgi ile anıyoruz. Mevlana Hazretleri, ölüm gününü, Şeb-i Arus (düğün gecesi), olarak ifade etmiştir.

Mevlana’ya, Mevlana (efendi) sıfatı, öğrencileri ve sevenleri tarafından verilmiştir.

Bugün Hz. Mevlana’nın, Hz. Şems’e olan sevgisinin boyutlarını anlatmak istiyorum.

Hz. Mevlana, bir şehzade idi. Babası Sultan-ul ülema Bahattin Veled Hazretleri, Belh’de, hükümdarlığın çok önemli bir unsuruydu. Kardeşler arasında ihtilaf çıkmaması için, Belh’ten diyar- ı Rum’a gelirken, Şam’a uğradı. Şam’da sohbetler oldu. O sohbetlerde Muhyiddin Arabi Hz. de vardı. Herkes Sultan-ul Ulema’ya, hayranlıklarını dile getirirken, Muhyiddin Arabi Hazretleri güldü. ‘ Hayrola üstad, niye gülüyorsun?’ diye sorduklarında, ‘Allah’ın işine bak, bir gölün arkasına bir derya katılmış, gidiyor’ diye cevap verdi. O sırada Hz. Mevlana 4 yaşındaydı. Böylelikle, Hz. Mevlana’nın, ilerde büyük bir alim olacağının kerametini gösterdi. Hz. Mevlana’nın hayatının bir kısmı, mana ilmi değil, klasik din eğitimi ile geçmiştir. Bu eğitim içerisinde kendileri de veli olan pek çok zatlar vardı ama Mevlana’ya, mana ilmi değil, genel bir İslam kültürü verdiler. Hz. Mevlana, daha sonra Şam’a gitmeye başladı. Devrin en iyi hadis alimleri, Şam’da idi. Döndüğü zaman, Selçuk Ünüversitesi’nin değişmez rektörü ve hocası oldu. Engin derin kültürü yanında, Türkçe yanında, Arapça, Farsça ve Rumca’yı da çok iyi biliyordu. Hz. Mevlana, ilim, ahlak, İslami ibadetlere saygı ve zerafet bakımından dört dörtlüktü. Maddi hiçbir problemi yoktu. O haliyle kalmış olsaydı da Hz. Mevlana, çok büyük bir insandı. İbadeti, ilmi, ahlakı olan insan, elbette büyük insandır. Ama asıl Allah’ın görmek istediği şey, HZ. MEVLANA’NIN MANA SAHNESİNDEKİ PATLAMASIDIR. Bu mana sahnesine adım atabilmesi, velayetin başlayabilmesi için, bir nokta vardı. İşte o noktanın aşılması lazımdı. Bir insanın maddeden manaya geçişinin baş formülü, nazardır. Bir başka velinin Cenab’ı Hak tarafından tayin edilmiş bir kimseye nazar etmesi, mana alemine geçmesini sağlar.

Hz. Şems’in hocası, yetiştirdiği, her birisi mükemmel olan talebeleri olan, müritlerine dedi ki; ‘Diyar’ı Rum’da, CELALEDDİN isminde bir şahsın irşat edilmesi murat edildi. Hanginiz talipsiniz?’ deyince, Hz. Şems, sağ elini kalbinin üzerine koyarak, boynunu sola eğip, sustu. ‘talibim’ bile demedi. Hocası’ Sen anladın, bu işin sonunda başını vermek var’ dedi. Hz. Şems, Hz. Mevlana uğruna başının kesileceğini bile bile, O’nu irşada talip oldu. Şam’dan, Konya’ya, ölmeden önceki son gelişinde, Hz. Mevlana, onu karşıladığı zaman, ‘EY KOCA MEVLANA, BAŞIMI UĞRUNA VERMEYE GELDİM’ diyerek, keramet göstermiştir. Hz. Şems, Mevlana’ya gelmeden önce çok uzun seyahatlar yapmıştır. Nitekim, bir gün Mevlana Hazretleri , Şems’e “Sultanım, pek çok yerlere uğradın, orada irşad edecek kimseler bulamadın mı ki?, buraya kadar zahmet ettin der. Hz. Şems’de, çok zarif, güzel, hikmetli bir tasavvuf esprisi yapar.

“Gittiğim yerlerde haşa, hep Allah’lık davasında olanlara rastladım. Hiç kul olana rastlamadım. İlk defa rastlıyorum, o da sensin” der.

Yani bu ne demektir? Herkes tasavvuf yapıyorum, dindarım, diye kendini ilahlaştırmış, her şeyi ben biliyorum, ben yapıyorum, ben, ben, ben… Hz. Şems, bu “benler var ya diyor, işte gönlün önünde parçalanması lazım gelen putlardır. Bunların az sayıda olması, ancak bir kula nasiptir ki,” Sen öyle bir kuldun, onun için seni tercih ettim” diyor.”Biz kıyamete kadar Mevlana’nın % 1’i kadar, kabiliyetli bir kul bulsak, mutlaka teşrif eder, kendisini irşad ederiz.” diyor.

Hz. Mevlana, bir beytinde, ”TİMSAHIN GÖZLERİNDEN, DERYAYI SEYRETTİRMİŞTİN BANA” der. Ben de hayretler içindeydim. Çünkü “TİMSAHIN GÖZÜNDE, DERYANIN BİR BARDAK SU GİBİ KÜÇÜLDÜĞÜNÜ BİLİYORDUM” der.

Yani, Cenab-ı Hakk’a yakınlık için, Cenab’ı Hakk’ın, her yerde hazır ve nazır olan kudretini, herhangi bir eşyanın bir noktasından seyredebilmektir. Bunu da, Allah’a yaklaştığınız zaman seyretmek, sezmek zorundasınız. İŞTE BU BÜYÜK MARİFETİ ÖĞRETİYORDU, HZ. MEVLANA’YA, HZ. ŞEMŞ, YANİ, TEBRİZLİ GÜNEŞ.

 Bir gün, Hz. Mevlana ünüversiteye gidemediği bir sırada, misafirleri onu ziyarete geldiler. Misafirleriyle birlikteyken bir konu açıldı. Bir hadis üzerinde tartışmaya başladılar. Biri bu hadis şunu ifade eder, diğeri de ben bu hadisin, şu kitaptaki şu cümlesine inanırım, derken, Hz. Mevlana’ya, “üstad, sen ne buyurursun? Sen hadisin üstadısın” dediler. Mevlana duraladı, cevap veremeyecek bir pozisyonda idi. Acaba bu cümlenin hangisi doğru diye düşünürken, gayri ihtiyari Şems’e baktı. Hz. Şems, diz çökmüş, oturuyordu.

-“Bana ne bakıyorsun, kendisine sor” dedi. Bir anda ASR-I SAADET AÇILDI VE ORADA, HZ. MUHAMMED S.A.S. efendimizi, hadis-i söylerken seyretti. Sonra, doğrusu budur, dedi

İŞTE ŞEMS, BÖYLE BİR DÜNYANIN EĞİTİMİNİ YAPTIRIYORDU.

Hz. Şems’den birkaç yıl sonra, Mevlana’ya, neden kendini bu kadar parçalıyorsun, sen, Şems’den önce de dört dörtlük bir mümin idin, Şems’ den ne öğrendin ki, bu kadar perişansın, şu haline bak dediler.

Evet, dediklerinizin hepsi doğru, ama ben Şems’e rastlamadan önce, üşüdüğüm zaman, ısınıyordum ama Şems’den sonra artık ısınamıyorum. Çünkü, Şems bana bir şey öğretti.

Yeryüzündeki bir tek mümin üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin. Ben de biliyorum ki, yeryüzünde üşüyen müminler var. Artık ben ısınamıyorum.

Eskiden açken, çorba içsem doyardım, ama artık hiçbir şey bana besin hazzı vermiyor. Çünkü biliyorum ki açlar var.

BU, ÖĞRETTİĞİ ŞEYLER HZ. MUHAMMED (S.A.S.) EFENDİMİZİN AHLAKININ TA KENDİSİDİR.

Efendimizin en hikmetli taraflarından birisi de, bütün insanların ıstırabını çekmesidir. Her üşüyen insanın, her aç insanın, her darda kalanın, ıstırabını çekmesidir. Allah C.C. Hazretleri, efendimize hitap ederken diyor ki:

İnşirah suresinde, “Habibim (sevgilim), Ne kadar, yük yüklendin. Senin omurganın çatırtısını hissediyorum.”

Bu maddi çatırtı anlamında değil, manevi anlamdadır. İşte bu, Fahr-i kainat efendimizin sırrıdır. Şems’in, Mevlana’ya öğrettiği bu sırdır.

“SEN ÖLMEDEN, DİRİLİĞİ BULAMAZSIN”. O dirilik nedir? AHLAK –İ MUHAMMEDİ’ DİR.

Maneviyata inananlara, gönül gözüyle görebilenlere, selam olsun.

Hz. Mevlana ve Hz. Şems’i bu kadar güzel anlatan Dr. Haluk Nurbaki’ye de, Allah’tan rahmet diliyorum.

Allah’a emanet olunuz, Sağlıcakla kalınız.

Bu yazı toplam 1064 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Türkiye Ajansı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 205 33 59 - 0 332 233 55 53 Faks : +90 332 233 55 53