Paranoya Sadece Şüphecilik Değil!

Paranoya Sadece Şüphecilik Değil!
Günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan aşırı şüphecilik ile psikolojik bir rahatsızlık olan paranoya arasındaki çizgi nerede başlıyor? Paranoyanın temel belirtisinin, mantıklı açıklamalarla değiştirilemeyen, "hezeyanlar" olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, hastaların bu gerçek dışı düşüncelere kesin olarak inandığını vurguladı. Uzman isim, şizofreniden madde kullanımına kadar bilinmeyen tüm risk faktörlerini tek tek anlattı. İşte detaylar..

"Bana mı baktı? Beni mi takip ediyor?" gibi düşünceler günlük hayatta zaman zaman herkesin aklından geçebilir. Ancak uzmanlar, paranoyanın sadece basit bir şüphecilikten ibaret olmadığının altını çiziyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın belirtileri, şizofreni ve paranoid kişilikten farkları ile tedavi süreçlerinde yaşanan güçlükler hakkında çok kritik açıklamalarda bulundu.

Paranoyanın Temel Belirtisi: Mantıkla Düzeltilemeyen Hezeyanlar

Paranoyanın, tek belirtisi hezeyan (sanrı) olan bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Oğuz Tan, hezeyanı "mantıklı tartışmayla düzeltilemeyen yanlış inanç" olarak tanımladı. Prof. Dr. Tan, şu ifadeleri kullandı:

"Kişi yanlış bir şeye inanır ve katiyen aksini ispat edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın, bu düşünceyi değiştiremezsiniz. Kişi, 'birileri beni takip ediyor, beni öldürecekler', 'evime kameralar yerleştirdiler', 'televizyonda geçen altyazılar beni tehdit ediyor' diye düşünebilir. Bu yanlış inanç mistik alanda da olabilir; kişi peygamber veya ermiş olduğuna, vahiy aldığına inanabilir. Tamamen gerçek dışı olduğu halde kendi içinde tutarlı birtakım kanıtlarla bunu savunur."

Paranoya ile Şizofreni Arasındaki İnce Çizgi

Hastalığın şizofreniden en büyük farkının, kişinin yaşamın diğer alanlarında işlevselliğini koruyabilmesi olduğunu belirten Prof. Dr. Tan, iki hastalık arasındaki farkı şöyle özetledi:

"Şizofrenide de hezeyanlar görülür. Fakat şizofreni hastası kanıt toplamaz ve tutarlı olma kaygısı güdetmez. Paranoyada ise kişi kanıt toplar ve tutarlı olma kaygısı güder. Üstelik paranoyada kişinin hayatındaki diğer bütün alanlar normaldir; işini başarıyla devam ettirir, ailevi sorumluluklarını yerine getirir. Bu yüzden bazı insanları da haklı olduğuna inandırabilir."

Ayrıca Türkiye ve dünyadaki verilere göre, her iki rahatsızlığın toplumdaki yaygınlığı da farklılık göstermektedir; konuya dair daha önce hazırladığımız her 100 kişiden biri şizofren mi başlıklı analizimizi de inceleyerek aradaki farkları daha net görebilirsiniz.

Fazla Bilgiye Maruz Kalmak ve Madde Kullanımı Tetikliyor

Yapay zekâ içeriklerinin paranoyaya yol açtığına dair henüz kesin bir bulgu olmadığını aktaran Prof. Dr. Oğuz Tan, buna karşın fazla bilgiye maruz kalmanın, fazla araştırma yapmanın paranoyaya olan yatkınlığı ortaya çıkarıcı bir rol oynayabileceğini belirtti. En önemli risk faktörlerinden birinin de madde kullanımı olduğunu vurgulayan Tan, esrar, metamfetamin, kokain ve uzun süreli alkol kullanımının paranoya gelişimini doğrudan tetiklediğini ifade etti.

En Büyük Problem: Kişi Hasta Olduğuna İnanmaz

Paranoid düşüncelerin tedavisinin mümkün olduğunu ve hastaların önemli bir kısmının tedaviye iyi cevap verdiğini müjdeleyen Prof. Dr. Oğuz Tan, en büyük zorluğun hastaları ikna etmek olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı:

"En büyük problem, paranoya hastalarında içgörünün olmamasıdır. Kişi hasta olduğuna inanmaz. 'Siz yanlış biliyorsunuz, kesinlikle bu doğru' der. Hastaların büyük bölümü tedaviye inanmadığı için onları ikna etmek ve tedavi sürecine dahil etmek oldukça zordur."

Etiketler :
HABERE YORUM KAT