• BIST 118.784
  • Altın 392,489
  • Dolar 6,8590
  • Euro 7,7440
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 36 °C
  • İzmir 32 °C
  • Bursa 33 °C
  • Antalya 29 °C
  • Konya 34 °C

Pistrantrofobi (Güven Korkusu)

Büşra BAKIRCI busrabkrc612895@gmail.com

Bahar gelmiş, havadan istinaden bir tavrınız var. Kalabalık bir cadde, halka açık bir alan ve yürüyorsunuz. Birden önünüze atlayan bir kamera, mikrofon uzatan bir el ve size yöneltilen bir soru: “Merhabalar, hanımefendi-beyefendi, sokak röportajımızın günün sorusunda son mikrofon uzattığımız talihlisi sizsiniz. Evet efendim; şu hayatta olmazsa olmaz dediğiniz şey nedir?” Gelen soru karşısında biraz şaşırıp, bir müddet sonra ağzınızdan şu cümle çıktı: “Güven tabi ki, olmazsa asla olmaz” dediniz. Sizden önceki dokuz kişinin de “Güven tabi ki” cevabından bir haber olarak. Gel gelelim o andan buraya, bu satırları okuduğunuz şuana. Hemen hepimizin olmazsa olmazları yok mu şu olmazsa olmaz hayatımızda? (Bir ses, bir tepki ne duyuyor ne görüyorum, elbette var olmaz mı diye bağırıyor bedeninizden taşan iç sesiniz.)

Öyle ki insanoğlu hayatında mutlaka toprak, hava, su, ateş gibi kendince “onsuz asla olmaz” diyebileceği en az bunlar kadar gerekli yapı taşlarına sahip. Sevgi gibi, saygı gibi. Ama içlerinden biri öyle bir yere sahip ki hayatımızda, puzzle’ımızın son parçası gibi, o parçayı koymadan puzzle asla tamamlanmayacak gibi…Çünkü hayatımızdaki bazı kavramlar bir ilkine halka gibidir; sevgiyi saygı destekler, saygıyı sevgi. Her ikisini güven destekler, iç içe  kavram bütünlüğüdür tıpkı bir matruşka gibi.

business-challenge-concept_8140-359.jpgPekala “güven” diyorsun, diyorsun da “Pistrantrofobi” ne o zaman? Güvenle var mı bir bağlantısı diyorsunuz. (Olmaz mı, elbette var) Pistrantrofobi tıp dilinde “Güven Korkusu”, halk dilinde kullanımı “Ben kimseye güvenmiyorum” şeklinde. Peki, neden kimseye güvenmiyoruz? Huyunu, suyunu, ismini, cismini, kendisini dahi tanımadığımız insanlara yapıştırdığımız ilk etiket neden “Güvenmiyorum”? Birine sonsuz güvenmek, inanmak, sırtımızı gözü kapalı yaslamak isteriz. Çünkü eşrefi mahlûkuz; en çok sevildiğimize üzülür, kırılır ve yine her şeyi en çok “Güven” duyabildiğimiz insandan bekleriz. Öyle ki bizim nazarımızda varlığımızın yegâne temeli, ilişkilerimizin sürdürülebilirliği “Güvenmekten” geçiyor.

Pistrantrofobi nasıl oluşabiliyor?

Geçmişimizde şimdi kabul edemediğimiz, bu yaşımıza ve bu olgunluğumuza yakıştıramadığımız (şimdiki aklımızla) hatalar yaparız. Yakıştıramadığımız hatalar dediğim için aklımıza yüz kızartıcı durumlar gelmesin. O yaşımıza şuan ki gözümüzle bakıp beğenmediğimiz, sindiremediğimiz hata ve yanlışları kastediyorum. 

Bu hatalar elbette yalnızca gönüle bağlı hatalar değil. Farz-ı misal;  ticaret yapalım isteriz, çok kazanalım, en iyisi olalım diye ortaklar bile buluruz kendimize. Birimiz işini düzgün yaparken; birimiz hileye başvurup kalitenin altında ilerletmeye devam eder işini. Birimiz bizi biz yapmak isterken bir diğerimiz bizi eksiye çeker ve bir anda her şeyimizi kaybederiz. İşimizi kaybederiz, itibarımızı kaybederiz, ekmeğimizden oluruz, yol arkadaşımızı kaybeder “Güvenimizden” oluruz. Bir daha hiç açmamak üzere dosyayı kapatır “Aman kardeşim; ne birine güvenip yola çıkarım ne de ticaret yaparım” deriz. Affetmeden kapattığımız bir dosyanın bize belli bir zaman sonra olumsuz dönüşler olacağını bilmeden yolumuza devam ederiz. İş yalnızca ticarette güven kırılmasıyla bitiyor mu, asla.

Kadın - erkek ikili ilişkilerimizde de durum böyle değil mi aslında? Karşımızdaki insana kendimizden, ailemizden ve yakın çevremizden çok değer verir; asla zarar görmeyecekmişiz gibi tüm içtenliğimizi açıp sırtımızı yaslar ve teslim oluruz. Karşılığında ya ihanete uğrarız, ya dolandırılırız ya da terkediliriz. En hassas noktamıza koyduğumuz insan tarafından kırılır, umuda açılan tüm pencerelerimizi sonuna kadar kapatıp “Ama ben ona güvenmiştim, bir daha böyle bir aptallığı asla yapmayacağım” diyerek bu dosyayı da affetmeden, hesaplaşmadan tozlu raf diye betimlediğimiz o malum rafa kaldırırız. 

Dikkat ettiniz mi? Her iki örnek için de “Affetmeden rafa kaldırma” eyleminden dem vurdum. Bu nokta kırılma noktası. Tozlu raf; dönüm noktanız. Çünkü affetmeden bitti kapandı sandığınız, bu şekilde rafa kaldırdığınız ne varsa sizi tam anlamıyla Pistrantrofobi yapıyor!

Affedemediğimiz tüm kırgınlıklar, güven problemlerimiz farkında olmadan yerini Pistrantrofobi’ye bırakıyor. “Güvenim kırıldı, emek verdim ziyan oldu, ben nasıl affedip sineye çekip yoluma hiçbir şey olmamış gibi devam edebilirim ki?” diyorsunuz. Olaya tek taraflı değil de sizin gözünüzden de bakarak cevap vereceğim “Çok haklısınız.  İnsanoğlunun hayatta alabileceği en ağır darbe bana kalırsa da güven kırıklığı - güvenememe”. Çünkü güven sorunu yalnızca o an ve o sürecinizi etkilemekle kalmıyor. Hayatınıza sarmaşık misali dolanıp, bir karar vermeniz gerektiğinde “Ya aynısı olursa”, sevmeniz gerektiğinde “Ya yine terkedilirsem, ya beni yine aldatırsa”, inanmanız gerektiğinde “Ben bu senaryoyu daha önce yaşadım, tarih tekrar ediyor” karmaşasının ortasında bırakıyor sizi. Sorular soruları doğurup sizi büsbütün ele alıyor, kaygılar çoğalıyor.

guven-001.jpgPekala Pistrantrofobi nasıl çözülür?

Kişi pistrantrofobiyi ilaçlı bir tedavi ile çözemez. Kaldı ki ilaçlı veyahut ilaçsız tedavi ile çözümleyebilmesi için, öncelikle durumu kabul etmeniz, yüzleşmeye açık olmanız gerekiyor. En önemlisi şu ki, kendinizle özeleştiri yapabiliyor olmalısınız. Halk dili tabiriyle; eteğinize hatalarınızı, güven sorunlarınızı, kırgınlıklarınızı dökebilmelisiniz. Nasıl mı? Bir bir yıkayın nefrete bürünen duygularınızı, arınmayan korkularınızı. “Yok, ben illa ki bir destek alacağım, tek başıma yapamam” diyorsanız, merak etmeyin onun da çözümü var. (Yüzleşmek için kurtuluşunuz yok) Uzman klinik psikologlar, günümüzde sıkça uygulanan bir yöntem  ile duruma el atıyor. “Geçmiş temizleme terapileri”. Sorunları, kaygıları, hataları, güveninizin kırılma noktasına kadar inerek bilinçaltınızda ufak çaplı ama etkili bir temizleme yapıyorlar. Buradaki asıl amaç da benim size söylediğimden farklı değil zaten. Tozlu raflara tamamen bitirmeden kaldırdığınız ne varsa indirip bir tozunu alıp, sonra yüzleşiyorsunuz. Korkmadan, yılmadan…

Eee sonra? Sonrası mı var, arınmış bir sen kalıyorsun geriye. Yine yeni yeniden güveniyorsunuz.

Korkmadan, kaygısızca, tereddüt dahi etmeden. Size bir sır vereyim mi? Yaklaşın biraz; kulaklarınızı iyi açın sesimi duymaya çalışın. Ne zaman güveniniz kırılsa şunu fısıldayın ruhunuza: “Ne diyor Goethe, Her Zaman Güvensizlik Göstermek, Her Zaman Güvenmek Kadar Büyük Bir Yanlıştır”…

Asla unutmayın…

Bu yazı toplam 1660 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Türkiye Ajansı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 205 33 59 - 0 332 233 55 53 Faks : +90 332 233 55 53