• BIST 1.408
  • Altın 461,090
  • Dolar 8,0625
  • Euro 9,6585
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Bursa 13 °C
  • Antalya 19 °C
  • Konya 17 °C

Neden Hz. Mevlana, Neden Hz. Şems?

Ecz. Hülya Özsümen TUĞYAN

Hz. Mevlana, bir şehzade idi. Babası Sultan-ul Ulema Hazretleri Belh'de hükümdarlığın çok önemli bir unsuruydu. Kardeşler arası ihtilaf çıkmaması için Belh'den Diyar-ı Rum'a gelirken Şam'a uğradı. Şam'da sohbetler oldu, o sohbetlerde Muhyiddin Arabi Hazretleri de vardı. Herkes Sultan-ul Ulemaya hayranlıklarını dile getirirken Muhyiddin Arabi Hazretleri güldü, “Hayrola üstat niye gülüyorsun" diye sorduğunda, "Allah'ın işine bak! bir gölün arkasına bir derya katılmış gidiyor” diye cevap verdi. O zaman Hz. Mevlana dört yaşındaydı, böylelikle Hz. Mevlana'nın ileride büyük bir alim olacağının kerametini gösterdi.

Hz. Mevlana'nın hayatının ilk kısmı mana eğitimi ile değil klasik din eğitimi ile geçmiştir. Bu eğitim içerisinde kendileri de veli olan pek çok zatlar vardı ama Hz. Mevlana'ya mana ilmi değil genel bir İslam kültürü verdiler. Hz. Mevlana daha sonra Şam'a gitmeye başladı. Devrin en iyi hadis alimleri Şam da idi ve döndüğü zaman o dönem ki Konya'daki ilim ve irfan medresesinin bugünkü anlamıyla rektörü oldu. Engin din kültürü yanında Türkçe, Arapça, Farsça ve Rumcayı da çok iyi bilirdi.

Hz. Mevlana, ilim, ahlak, İslami ibadetlere saygı ve zerafet bakımından dört dörtlüktü. Maddi hiçbir problemi yoktu. O haliyle kalmış olsaydı da Hz. Mevlana çok büyük bir insandı. İbadeti, ahlakı ilmi olan insan elbette ki büyük insandır. Ama Allah'ın görmek istediği şey Hz. Mevlana'nın mana sahnesindeki zuhur etmesidir. Bu mana sahnesine adım atabilmesi velayetin başlayabilmesi için bir nokta vardı. İşte o noktanın aşılması lazımdı.

Bir insanın maddeden manaya geçişi nasıl olur? Hangi hadiselerle olur? Bunun baş formülü Nazardır. Bir başka velinin, Cenab-ı Hak tarafından tayin edilmiş kimseye nazar etmesi, mana alemine geçmesini sağlar.

Hz. Şems'in hocası, yetiştirdiği her birisi mükemmel talebeleri olan müritlerine;    Diyar - ı Rum'da Celaleddin isminde bir şahsın irşad edilmesi murat edildi. Hanginiz talipsiniz? deyince, Hz. Şems sağ elini kalbinin üzerine koyarak, boynunu sola eğip sustu. Talibim bile bile demedi. Hocası, "Sen anladın, bu işin sonunda başını vermek var" dedi. Hz. Şems, Hz. Mevlana uğruna başının kesileceğini bile bile onu irşada talip oldu. Şam'dan Konya'ya ölmeden önceki son gelişinde Hz. Mevlana onu karşıladığı zaman, "Ey koca Mevlana başımı uğruna vermeye geldim" diyerek keramet göstermiştir.

Hz. Şems, Mevlana'ya gelmeden önce çok uzun seyahatler yapmıştır. Nitekim bir gün Mevlana Hz'leri Şems'e, "Sultanım pek çok yerlere uğradın, orada irşat edecek insanlar bulamadın mı ki buraya kadar zahmet ettin?" der. Hz. Şems'de çok zarif, güzel, hikmetli bir tasavvuf esprisi yapar ve "Gittiğim yerlerde haşa hep Allahlık davasında olanlara rastladım. Hiç kul olana rastlamadım. İlk defa rastlıyorum, o da sensin" der. Yani bu ne demektir? Herkes tasavvuf yapıyorum, dindarım diye kendini ilahlaştırmış, her şeyi ben biliyorum, ben yapıyorum, ben, ben, ben. Hz. Şems; "Bu benler var ya" diyor ve "İşte gönlün önünde parçalanması lazım gelen putlardır. Bunların az sayıda olması, ancak bir kula nasiptir ki; sen öyle bir kuldun, onun için seni tercih ettim. Biz kıyamete kadar Mevlana'nın yüzde biri kadar kabiliyetli bir kul bulursak, mutlaka teşrif eder, kendisini irşat ederiz" ifadelerini kullanıyor.

Hz. Mevlana bir beyitinde timsahın gözlerinden deryayı seyrettirmiştin bana der. Ben de hayretler içindeydim çünkü, timsahın gözünde deryanın bir bardak su kadar küçüldüğünü biliyordum" der. Yani Cenab-ı Hakk'a yakınlık için, Allah'ın her yerde hazır ve nazır olan kudretini, herhangi bir eşyanın bir noktasından seyredebilmektir. Bunu da Allah'a yaklaştığınız zaman seyretmek, sezmek zorundasınız. Bu büyük marifeti öğretiyordu Hz. Şems. Nitekim Hz. Mevlana, üniversiteye gidemediği bir sırada misafirleri onu ziyarete geldi. Misafirleriyle birlikteyken bir konu açıldı. Bir hadis üzerine tartışmaya başladılar. Biri bu hadis şunu ifade eder, diğeri ben bu hadisin şu kitaptaki şu cümlesine inanırım derken, Hz. Mevlana'ya, "Üstat sen ne buyurursun? Sen hadisin üstadısın" dediler. Mevlana duraladı, cevap veremeyecek bir pozisyonda idi. Acaba bu cümlenin hangisi doğru diye düşünürken, gayri ihtiyari Şems'e baktı. Hz. Şems diz çökmüş oturuyordu. "Bana ne bakıyorsun, kendisine sor" dedi. Bir anda asrı açıldı ve orada Hz. Muhammed (SAV) Efendimizi hadisi söylerken seyretti. Sonra doğrusu budur dedi. İşte Hz. Şems böyle bir dünyanın eğitimini yaptırıyordu. Hz. Şems'ten birkaç yıl sonra Mevlana'ya neden kendini bu kadar parçalıyorsun, sen Şems'ten öncede şüphesiz dört dörtlük bir mümin idin. Şems'ten ne öğrendin ki böyle perişansın, şu haline bak dediler.

Evet, dediklerinizin hepsi doğru, ama ben Şems'e rastlamadan önce üşüdüğüm zaman ısınıyordum ama Şems'ten sonra artık ısınamıyorum çünkü Şems bana bir şey öğretti; Yeryüzünde bir tek mümin üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin. Ben de biliyorum ki yeryüzünde üşüyen müminler var, artık ben ısınamıyorum. Eskiden açken çorba içsem doyardım ama şimdi hiçbir şey bana besin hazzı vermiyor çünkü biliyorum ki açlar var. Bu öğrettiği şeyler Hz. Muhammed (SAV) ahlakının ta kendisidir. Efendimizin en hikmetli taraflarından birisi de bütün insanların ızdırabını çekmesidir. Her üşüyen insanın, her aç insanın, her darda kalan insanın ızdırabını çekmesidir. Allah, Efendimize hitap ederken İnşirah suresinde diyor ki:

"Habibim (sevgilim) ne kadar yük yüklendin, senin omurganın çatırtısını hissediyorum. Bu maddi çatırdı anlamında değil, manevi anlamdadır. İşte bu, Fahr-i Kainat Efendimizin sırrıdır. Sen ölmeden diriliği bulamazsın. O dirilik nedir? Ahlak-ı Muhammedi'dir. Maneviyata inananlara, gönül gözüyle görebilenlere selam olsun.

Bu yazı toplam 1325 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Türkiye Ajansı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 205 33 59 - 0 332 233 55 53 Faks : +90 332 233 55 53