• BIST 1.997,69
  • Altın 779.85888
  • Dolar 13.6468
  • Euro 15.2177
  • İstanbul 1 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 2 °C
  • Bursa -2 °C
  • Konya -13 °C
  • Antalya 3 °C

Kolay Kazanç

Erdal Küçükşehir

Yılın ilk 6 ayı geride kaldı. Bu süre içerisinde hem ülkemizde hem uluslararası ekonomide neler olup bittiğine bakacak olursak 2016 yılına göre daha olumlu şeyler söylemek mümkün değil. Çin in Trump’ın söylemlerine karşılık ekonomiyi canlı tutmak adına attığı adımları saymaz isek Dünya ekonomisi hala patinaj yapmaya devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişleme politikası, Fed in yarattığı belirsizlikler finansal çevrelerde aşırı iyimser havayı devam ettiriyor. Her geçen günü fırsat bilen bu başıboş para sayesinde neredeyse tüm borsalar bayram ederken emtia fiyatlarında görülen artışlarında bir kısmının buradan kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Zira 2009 yılından bu yana dünya ticaret hacmi dolar bazında artmaz iken Amerika borsalarının gördüğü seviyeleri mantıkla izah etmek mümkün gözükmüyor.

Avrupa ise Brexit karşısında ne yapacağına, İtalyan Bankacılık sistemindeki problemlere ve Yunanistan’ın durumuna kalıcı bir çözüm üretmiş değil. Parasal genişleme tam gaz devam ederken bu sistem nerede hata verip stop eder bilmek de mümkün değil. Çin ise bankacılık sisteminin büyük problemlerinin üstüne gitmek yerine reel ekonomiyi canlandırmak adına milyarlarca yuanlık bir teşvik paketi açtı. Çin’den gelen üretim ve büyüme rakamlarında bunu görüyorsunuz ancak bizim gibi hammadde bağımlısı olan gelişmekte olan ülkelere bu politika yükselen hammadde fiyatları ve artan cari açık gibi sorunlar çıkarıyor.

Geçen yılın sonlarından itibaren Fed Türkiye ve diğer gelişmekte olan ekonomiler üzerinde bir baskı oluşturdu. Bir de Amerikan Başkanı Trump’ın birbiriyle çelişen söylemleri buna eklenince dolar endeksi ilk çeyrekte yukarı giderken neredeyse bütün para birimleri değer kaybetti. Bizim iç siyasette yaşadıklarımızda (Referandum) bazı adımlarda gecikmemize sebep oldu. Özellikle Merkez Bankamız Fed kararından önce faiz noktasında bir takım adımlar atabilmeliydi. Bu gün bakıyoruz yine dönüp dolaşıp faizleri tartışma noktasına gelmişiz. Faizin seviyesine bu gün baktığımızda Sayın Başbakanın söylediği gibi sanayici için kabul edilebilir bir seviye değil. Bunu anlamak için ekonomi bilmenize filan gerek yok. Türkiye’de birçok şirketimizin kâr marjları bu günkü faiz seviyesinin çok altında. Ancak sorun bankalara sitem ederek çözülmeyecek kadar karmaşık.

Merkez Bankası’nın gecelik % 12 ile para verdiği piyasada bankalar hangi oranla kredi kullandırmalı? Geçen haftalarda basında okuduğum kadarıyla bir büyük bankamız yurtdışından Euro olarak % 7 faiz oranıyla borçlanmış. Bu oran üç yıl öncesinin 2 katından fazla. Hükümetimizin KGF kapsamına alarak verilmesini sağladığı kredilerde bile ortalama faiz oranı % 14’ün üzerinde.

Evet bir çok gelişmiş ülkeye göre bu oranın çok yüksek olduğunu kabul ediyorum, fakat tasarruf oranlarınız kredilerinizi karşılamıyor ve dışarıdan borçlanmaya ihtiyaç duyuyorsanız faizi belirlemeniz elinizden gelir mi? Artan enflasyonu saymasak bile faiz oranlarını belirlemek sadece bankacıların elinde mi? 2013 Mayıs ayının da uzun dönemin en düşük faiz oranlarını gördüğümüz halde bu kredileri nerelerde kullandık? Sanayi yatırımları bunca açıklanan teşvik paketlerine rağmen neden artmıyor? En büyük sermayemiz olan genç nüfusumuzun hedefi neden özel sektör değil de kamu personeli olabilmek? Ne yaptık ya da yapamadık ki ekonomiyi bu kadar bankalara ve faize bağlı hale getirdik?

Faizin bir sebep sonuç ilişkisi olduğunu daha önce birkaç kez yazdım. 30 yıl öncesinin kurallarının işlemediği çok daha karmaşık ve entegre bir para dünyasının olduğunu görmemiz gerekiyor. Dünyada tarih boyunca hiç olmadığı kadar karşılıksız kötü para dolaşıyor. Gelişmekte olan birçok ülke kolay kazanma hırsının kurbanı olarak nazikçe söylüyor. Kısaca kötü para iyi ve helal parayı kovuyor. Faizi tartışmak yerine bu sömürü düzeninin çarkına kapılmayan ülkeler ne yapmışlar ne yapıyorlar buna bakalım. Birçok alanda dünya markaları çıkarabilecek sanayicilerimiz neden fabrikalarına yatırım yapmıyorlar düşünelim. Sanayicimiz inşaatçı olmayı tercih ederse dış ticaret açığımız nasıl kapanacak bunu inceleyelim. Unutmayalım ki kolay ve zahmetsiz kazanma hırsı ve sanal refah dünyayı bu hale getirdi.

Bu yazı toplam 1328 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Türkiye Ajansı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 205 33 59 - 0 332 233 55 53 Faks : +90 332 233 55 53