İşsizlik azalıyor ama şirketler için işgücü riski büyüyor!
Türkiye’de işsizlik oranı düşüyor ancak bu düşüş, işgücü piyasasında gerçek bir iyileşmeye işaret etmiyor. TÜİK tarafından 31 Mart 2026’da açıklanan verilere göre işsizlik oranı 2026 yılı Şubat ayında sınırlı bir gerileme göstererek, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 8,7’den yüz 8,5’e geriledi. Ancak, işsizlik oranındaki düşüşe rağmen, diğer istihdam verileri iyileşmeye işaret etmiyor.
Aynı dönemde istihdam oranı yüzde 47,9, işgücüne katılım oranı ise yüzde 52,1 seviyesinde gerçekleşti. İşgücüne katılım oranı, çalışabilir nüfusun ne kadarının işgücü piyasasında (çalışan ya da iş arayan olarak) yer aldığını, istihdam oranı ise bu nüfusun ne kadarının fiilen çalıştığını ortaya koyuyor.
Veriler birlikte değerlendirildiğinde, işsizliğin gerilemesine rağmen işgücünün önemli bir bölümünün hâlâ ekonomik sisteme tam olarak dahil olmadığını ve işgücü piyasasındaki yapısal kırılganlığın sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye, En Düşük İstihdam Oranına Sahip Ülkeler Arasında
Küresel işgücü piyasalarında da Türkiye’de gözlenen kırılganlıkların benzerleri dikkat çekiyor. 2026 yılı başında yayımlanan OECD verilerine göre, birçok ülkede işsizlik oranları pandemi sonrası dönemde gerilemiş olsa da işgücüne katılım ve üretken istihdam tarafında aynı ölçüde güçlü bir toparlanma görülmüyor.
Rapor, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında en düşük istihdam oranlarından birine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, ülkeler genelinde işsizlik oranları yüzde 5,0 seviyesinde ve yatay seyrederken, istihdam ve işgücüne katılım oranlarının artış hızının sınırlı kalması dikkat çekiyor. Bu veriler, küresel ölçekte de işgücü piyasasının nicelikten çok erişim, katılım ve verimlilik ekseninde sıkıştığını ortaya koyuyor. Bu nedenle şirketler için risk artık ihtiyaç duyulan yetkinliklere sahip işgücüne erişim ve bu işgücünü sürdürülebilir şekilde sistem içinde tutabilme kapasitesinde yoğunlaşıyor.
İşgücü Artmıyor, Rekabet Zorlaşıyor!
İnsan kaynakları sektör temsilcisi Jilda Bal, mevcut verilerin iş dünyası açısından yüzeyde olumlu görünen ancak derinleşen bir riske işaret ettiğini vurguladı. Bal’a göre, işsizlik oranındaki gerileme tek başına güçlü bir iyileşme anlamına gelmiyor. Asıl belirleyici olan, işgücünün ne kadarının sisteme dahil olduğu ve bu işgücünün ne kadarının şirketlerin ihtiyaç duyduğu yetkinliklere sahip olduğu.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Bal; “Toplumsal olarak son derece kritik bir konu olan genel işsizlik oranlarının yanı sıra, bunun bir çıktısı olarak iş dünyasının doğru yeteneğe erişiminin giderek zorlaşması da problemin bir diğer katmanını oluşturmaktadır. İşgücüne katılım sınırlı kaldığında, şirketler büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için ihtiyaç duydukları insan kaynağını bulmakta zorlanıyor” dedi.
Bal ayrıca küresel verilerin de bu durumu desteklediğini belirterek, “İşgücü artık yalnızca bir kaynak değil, rekabetin ana belirleyicisi. Bu nedenle kurumların odağı yalnızca işe alım süreçleri olmamalı. Mevcut işgücünü geliştirmek, yeni beceriler kazandırmak ve organizasyonu daha esnek hale getirmek gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.