• BIST 1.408
  • Altın 461,090
  • Dolar 8,0625
  • Euro 9,6585
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 21 °C
  • Bursa 18 °C
  • Antalya 18 °C
  • Konya 16 °C

Bitkilerle Gelen Mucize

Ecz. Hülya Özsümen TUĞYAN

Gün geçmiyor ki basında yeni bir bitkinin faydasından bahsedilmesin. Her gün farklı farklı bitkilerin, çeşit çeşit hastalıklara faydalı olduğu gündeme gelmekte. Gerçekten bitkilerle tedavi mümkün müdür. Bitkisel tedavi olmak isteyenler nelere dikkat etmek zorundadır. Bitkisel tedavide devlete düşen görevler nelerdir. Bu konudaki bilgi birikimlerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Allah’ı Teala Hazretleri hiçbir şeyi sebepsiz yaratmamıştır. 'Her şeyi senin için, seni kendim için yarattım' diyen Rabbimizin yarattığı her şey de insana yönelik bir fayda mutlaka bulunmaktadır. Mesela etinden, sütünden, yününden faydalandığımız koyunlar misali, dalından, yaprağından, kökünden, gövdesinden faydalandığımız ağaçlar, bitkiler, çiçekler vardır ki, bu bitkilerin her bir bölümü bir derde deva, bir hastalığa şifadır. Bitkiler faydasız sıradan otlar değildir. Bizim kültürümüzde yemeklerimizi, salatalık, marul, maydanoz, roka, kara lahana gibi bitkilerle süslemeye alışkın olmamıza rağmen başka ülkeler, başka bitkilerle yemeklerini süslemektedirler. Mesela soya fasulyesini çok tüketen Japon kadınlarında menopoz sıkıntısı görülmediği, buna karşın, Türk kadınlarında, menopoz sonrası ateş basması, psikolojik sorunlar çok fazla görülmektedir. Safranı yemeklerinde çok kullanmaya alışık Hintlilerde de kanser vakaları fazla görülmemektedir.

Kaplumbağaların yüz, yüzelli hatta beş yüz yıl yaşamasının nedenini araştıran bilim adamları bu araştırmalarını yaparken topladıkları kaplumbağaların, önlerine konan hiçbir şeyi yemediklerini görünce kaplumbağaları doğal ortamlarına bırakmış ve gözlemlemeye başlamışlar her bir kaplumbağanın bir ağacın gövdesine sarıldığını ve ağaç köklerinden beslendiğini görünce bu bitkileri toplayarak konyak ya da elma sirkesinde fermente ederek yaşam iksirleri bulmuşlardır.

bitki.jpg

Gerçekten de bazı eczanelerde satışa sunulan bu ürünler mucizeler yaratmaktadır. Çocukluğumuzdan beri duyanlarınız vardır, eskiden kanserli hastalara tosbağa kanı içirin şifa olur derlerdi. İşte buradaki ince nokta kaplumbağaların doğadaki ağaçlardan aldıkları güçtür. Hemoroid, halk dilinde basur denilen barsak hastalığında mutlaka dikkatinizi çekenler vardır ki, doktorlar hastaya ısrarla sabah kahvaltısında bir miktar yeşillik yemesini önerir, hatta ısrar eder. Buradaki işin püf noktası, hastanın bağırsaklarının posalı yiyeceklerle, son derece doğal olan otlarla yumuşaması, rahatlaması, bağırsağın yapısında doğal olarak bulunan faydalı bakterilerin korunması, dolayısıyla hastanın kabız olmaması, bağırsakları çatlatmamasıdır. Çok fazla antibiyotik kullanan kişilerde bağırsakları koruyan minicik tüycükler yok olmakta, bu da hastanın bağışıklık sisteminin azalmasına yol açmaktadır ve probiyotik desteği alması gerekmektedir. Almadığı taktirde ömür boyu bağırsak problemi yaşar dururlar.

Bizim toplumumuz marul, salatalık, maydanoz gibi bitkileri tanımasına, kullanmasına rağmen şeker hastalığına, kolesterole, damar tıkanıklığına çok faydalı olan bamya çiçeği, funda yaprağı, zeytin yaprağı, koah, astım ve bronşiti tedavi eden okaliptus, zencefil, zerdaçal, iltihabı gideren kanser hücrelerini yok eden ısırgan gibi bitkilere sofrasında yer vermeye alışkın değildir.

Balık yemeğe alışkın bir toplum olmadığımız için toplumumuzda unutkanlık, anlayış eksikliği, kolay kavrayamama (özellikle çocuklarımızda), kemik hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları çok görülmektedir. Civan perçemi kadın hastalıklarında, miyom, kist, menopoz sıkıntılarında çok etkilidir. Erken menopoza girmek istemeyen bilinçli kadın hastalarımız doktorundan hormon ilaçları yerine artık eczacısından bitkisel tedavi önermesini istemektedir.

Burada devletimize düşen görev, halkımızı sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirmeye çalışmakla birlikte, bitkilerle tedavinin önünü açmaktır. Son yıllarda bitkilerin önemini kavrayan devlet büyüklerimiz, bitkiyle tedavi konusunda yakından uzaktan bir bilgi ve eğitime sahip olmayan doktorlarımıza yeni bir olanak sağlamış ve belli bir fitoterapi eğitiminden sonra artık doktorlar da hastalarına bitkisel ürün yazmaya başlayacaklardır. İşin en güzel tarafı fitoterapi kurslarının tamamının bu bilgiye sahip olmak isteyen doktorlar tarafından doldurulmuş olmasıdır. Yakın zamanda fitoterapi uzmanı doktorlar bayağı revaçta olacaklar. Önümüzdeki yıllar doğal destek ürünleriyle tedavinin tavan yaptığı yıllar olacak.

Peki bitkisel tedavi almak isteyen hastalarımızın nelere dikkat etmeleri gerekmektedir; Öncelikle karşısında muhatap olmalı, bilgi alabileceği eczacı, fitoterapist v.s. kesinlikle internetten hiç bir şekilde sağlıkla, kişisel bakımla ilgili hiç birşey almamalıdır. İnternet ortamında çok fazla sahte ürün olabilmekte, dış görünüş itibariyle bunun anlaşılması mümkün görünmemektedir. Piyasa fiyatından, fabrika çıkışından çok daha ucuza, orijinali taklit edilerek yapılmış sahte ürünler, kullanım süresi dolduğu halde ambalajı yenilenmiş bayat ürünler ve kesinlikle devletin kontrol etme imkanı olmayan ürünler satılabilmektedir. Sağlık Bakanlığımız, Türk Eczacılar Birliğimiz halkımızı devamlı uyarmaktadır. Hastanın aldığı ürün kapalı olmalı, firması belli olmalı, ruhsatlandırılmış olmalı, merdiven altı ürün olmamalıdır. Çünkü açıkta torbalarda satılan ürünler halk sağlığının en büyük düşmanıdır. Toz toprak içinde nasıl toplandığı belli olmayan bitkiler, yarardan çok zarar getirmekte ve açıkta duran bitki gün ışığında etken maddesini, uçucu yağını büyük ölçüde kaybetmekte, üstüne üslük mikroorganizmalara çok açık olduğu için hastalıklara sebep olmaktadır. Bilinçsiz ellerde, sabah gün ağarmadan toplanması gereken bir bitkiyi öğlen toplarsanız zaten peşinen etken madde kaybına neden olursunuz.

mucize.jpg

Bitkisel tedavi almak isteyen hastalar, kendisine ürünler sunan uzmanı çok iyi dinlemeli, asla kafasına göre gelişigüzel kullanmamalıdır. Özellikle diyabet, halk dilindeki adıyla şeker hastalığında bitkisel tedavi muhteşem sonuç vermektedir. Eczaneden şeker hastalığını bitkilerle tedavi etmek isteyen bilinçli hastalar ki, bu işin ucunda körlük, yüksek tansiyon, organ kayıpları, el ayak kesilmesi, böbrek yetmezliği, iktidarsızlık, kalitesiz yaşam, halsizlik, yorgunluk olabileceğini bilen hastalar bitkileri kullanmaya başlamadan, açlık kan şekerini, HBA1C , kolesterol ve diğer ölçümlerini yapıp 3 ay düzenli tedavi sonrası tekrar ölçümlerini yaptırdıklarında aradaki farkı, bitkilerle gelen mucizeyi gözleriyle göreceklerdir.

Bitkilerle gelen şifa yüzyıllardan beri süregelen Allah'ın tabiat hazinesinden sunduğu, yaratanın tedavisidir. Osmanlı tıbbında, Lokman Hekimde, atalarımızda yüzyıllardır bu tedavi şekliyle bitkilerle, hastaları tedavi etmişlerdir. Son yüzyıllarda, şifa veren etken maddeler sentetik yolla elde edilmeye başlanmış, halkın hizmetine sunulmuştur. Bitkisel tedavi olurken kesinlikle doktor tedavisi bırakılmamalı ,paralel gitmelidir ki, bitkilerle tedavi bir yaşam biçimi olmak zorundadır. Yediğimiz besinlerin, sebzelerin yüzde 70 besin değerini kaybettiği ve tarım ilaçlarının kanser gibi çok tehlikeli sonuçlara yol açtığını da gözardı etmemek gerekir.

Sağlıcakla kalınız efendim.

Bu yazı toplam 1464 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Türkiye Ajansı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 205 33 59 - 0 332 233 55 53 Faks : +90 332 233 55 53