• BIST 102.556
  • Altın 261,451
  • Dolar 5,7112
  • Euro 6,3685
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 24 °C
  • Bursa 19 °C
  • Antalya 26 °C
  • Konya 18 °C

Kuşaklarımızı Takınalım

Zülal Günal

Merhaba… Yeni bir güne yeni bir yazıya yeni paylaşımlara tam da güneşin tutulacağı bir günde ‘Merhaba’… Öncelikle bugün yaşanacak güneş tutulmasının hayırlara vesile olmasını dileyerek başlamak istiyorum müsaadelerinizle… Çok uzun zamandır değinmek istediğim ‘Z’ kuşağı davranış biçimleri konusu vardı aklımda ve hazır bu alanda bir paylaşım yoluna çıkmışken diğer kuşakların tutumlarını incelemek yerinde olur diye düşündüm.

z_kusagi.jpgGelin bakalım neler çıkmış?

Hemen hemen her kuşaktan insanın kendi çapında yaşadığı zorlukları görüyor ve gözlemliyoruz sürekli! Hatta kimi zaman söyleniyoruz birbirimize anlamadan anlamaya çalışmadan çünkü her kesim kendine göre beklentiler okyanusunda kaybolmuş vaziyette bence… Ortada bir radar yok olsa gerek ki kimin nesi var araştırılsın soruşturulsun ve bir yapı inşa edilsin! Ben işte bu noktada birleştirici bir rol olması hedefine yönelik bugün bu konuya değinmek istedim bir eğitimci olarak çünkü eğitmenlerin en önemli rolünün insanı yetiştirme sorumluluğu temelinde yapılandığını yoğun olarak öncelikle kendimde hissediyorum. Başka bir deyişle bizlerin asıl ürünü insan hammaddemiz ise davranışlardır ve diğer yönleri bu hammaddeyi işleyerek ortaya bir profesyonel çıkartabiliriz. İnsanı yönetmek için tüm kaynakları eşgüdümlemek ve bir genel cerrah gibi tüm beyni, vücudu, tavır ataklarını ve dışarı yansıyacak davranışları bilmek gerekir.

Hafif bir virajla konuyu daha derine taşımamız gerekirse sizlere öncelikle ‘kuşak teorisinden bahsetmek istiyorum. Doğum yılları itibarı ile ilişkili politik ve sosyal olayları yaşayan, eşsiz değer yargıları ve inanç sistemleri ile gelişen ve birbirine benzeyen kişilik özellikleri ile kendi varlıklarını gösteren bireylerden oluşan bir topluluk düşünün… Yani 5 ayrı kuşak gözünüzün önüne geliversin şimdi bir patlatacağınız baloncuk içerisinde ama elinize toplu iğne almayın veya dilinize….

Bu 5 kuşaktan ilkine ‘sessiz kuşak’ diyeceğiz ki 1925-1945 yılları arasında doğanları kapsıyor hedefimiz.. Hemen akabinde ‘bebek patlaması’ dediğimiz 1946-1964 doğumlu insanları, ‘X Kuşağı’ dediğimiz 1965-1980 yılları arasında doğanlar izliyor… Milenyum çağına doğanlar olarak tanımladığımız 1980-2000 arası doğumlular ‘Y’ ve 2000 sonrası doğan ve doğacak olan herkes ‘Z’ kuşağı olarak kuşak kavramında yerini alıyor.

İlk olarak şunu belirtmeliyim ki hepimiz gerek özel, gerek toplum gerekse iş hayatında birlikte yaşamak zorunda olduğumuzdan birbirimizin özelliklerini tanımalıyız ki farklılıklarımızı yönetebilelim ve saygı duyacak bir uzlaşma kavşağında buluşabilelim… ‘Baby Boomers’ olarakta bilinen sessiz kuşağın yapılan araştırmalara göre en önemli özelliği duyguları yüksek seviyede, iş kolik olmaları ve takım çalışmasına önem veren, kanaatkâr, rekabetçi, teknolojiye ise uzak bir bilgi seviyesinde bulunmaları… Biraz farkla ‘X’ Kuşağı ise sadakat duyguları değişken, otoriteye saygılı, topluma duyarlı, iş motivasyonları yüksek, kaygılı ve teknolojiyle ilişkileri düşük düzeyde olup her iki kuşağın birbirine kavramsal yakınlık mesafesi daha kısa olduğundan bence aynı ortamda çalışmaları daha mümkün görünmekte… ‘Y‘ kuşağına geçtiğimizde sadakat duygusunun akademik çalışmalarda azalmakta olduğunu görüyoruz. Dolayısı ile bu kuşak otoriteyi zor kabulleniyor ve bağımsızlığına çok düşkün, çok sık iş değiştirerek bireyci oldukları söylenebilir ki bende bu kuşakla 5 yıl çalışmış birisi olarak şiddetle tezi destekliyorum. Son olarak ‘Z’ kuşağının işbirlikçi, yaratıcı teknoloji ile doğan bir nesil olma özelliği üniversite öğrencilerimizin tavırlarından da anlaşılıyor ve doğru olduğunu ben de kabul ediyorum.

Literatüre baktığımızda ilk kuşağın genelde emekli olduğunu ve diğer 4 kuşağın halihazırda iş dünyasında birlikte çalışma zorunda olduğunu anlıyoruz. Bu nedenle aradaki farklılıkların farkında olmak çok mühim mesele… En önemlisi de bu farkındalık ‘Z’ kuşağını ilgilendiriyor çünkü bizim gibi ‘X‘ Kuşağından öğrenmeleri gerekenleri öğrenmezlerse yapayalnız bir gelecek ve ölüm onları bekliyor olacak. Örneğin ‘Y’ kuşağının zor yönetilebilir olduğu tez çalışmalarında kanıtlanmış ve bu nedenle mülakatlarda doğru kuşaktan doğru yerlere ihtiyaca göre seçim yapılması şirketleri de çok ilgilendiriyor. Bu kuşak denetilmek istemiyor ve prosedürlerden hoşlanmıyor, sonuç odaklı olmayı sevmiyor. Dolayısı ile prosedürlerin elzem olduğu bir sektörde çalışmaları neredeyse imkânsız görünmekte mesela havayolu sektörü gibi… Bir yöneticinin kuşak farklılıklarını bilmesi hem verimin artması hem de iş doyumunun sağlanması açısından önemli olduğu kadar tarihsel bağlantının kurulmasını sağlayacaktır. Örneğin ‘X’ Kuşağı iki kez ekonomik gerileme yaşamıştır. Bu nedenle bağımsız bireyler olarak yetiştirilmiş ve kendi başlarına yetebilen çalışabilen okuldan eve yalnız dönebilen ve her tuttuğunu kopartan kişiler olarak yaşamışlardır. Ebeveynler çalışmak zorunda olduklarından çocuklar kendi başlarının çaresine bakar şekilde gelişmişlerdir. Değişen dünya koşullarına yetişebilmek için çok çabalamak zorunda kalmışlardır. Tam tersine ismini ‘WHY’ kelimesinden alan ‘Y’ kuşağı ise teknolojik gelişmelerin, PC, GSM doğuşuna paralel dünyaya geldiklerinden her şeyi sorgulayan bireyler olarak yaşamışlar ve tüketim dünyasının kapısını açmışlardır. Milenyum gençliği, dijital kuşak, eko patlaması gibi isimlere maruz kalmışlardır. Bu kuşağın iş değiştirme sıklığı daha fazladır. Yaşamak için çalışırlar. Bu kuşak narsist, otorite istemeyen, saatlerce çalışmayıp dolaşmayı tercih eden nesil olarak akademik araştırmalarda yerini almıştır ki ben de aynı tarzda bir nesil ile uzun süre çalışmak zorunda kaldığımdan kesinlikle destekliyorum. Bu kuşağın bencil, sadakat duygusunun zayıf olması nedeni ile problemleri daha fazla bir kuşak olarak çatışmalı kişiler olduğu söylenebilir ki takım ruhu gerektiren ekip içinde çalışma zorunluluğu gerektiren iş ve mesleklerde bulunmaları mutsuz olmalarına sebep olacaktır. Bu nesil yaşa tecrübeye bakmaksızın liyakata aykırı olarak kendilerinin en üst makamlarda çalışmasını hedefleyen ve bu hedefe ulaşmak için her yolu deneyen bir kuşaktır diyebiliriz; örnekleri var…

‘Z’ kuşağına gelince işte en büyük belirsizlik onlarda çünkü henüz tam olarak iş hayatının içinde değiller ve Türkiye’de yaklaşık olarak sayıları %17 dolaylarında… Bu kuşak tamamen teknolojik bir çağa doğduklarından internet kuşağı, İGen, her daim çevrimiçi gibi isimler ile adlandırılmışlardır. Aşırı bireyselleşme, yalnızlık, internet bağımlılığı çocukları olarak geleceğe yalnızlık kapısını açan bir nesil olarak ilerlemektedirler. Sürekli yanlarında taşıdıkları dijital cihazlar, MP3 çalarlar, İpodlar, cep telefonu ve DVD oynatıcıları onların en iyi arkadaşları olmuş durumdadır. Dünya zevklerine aşırı düşkünler ve teknolojiyi çok iyi kavradıklarından ödev yapmak, kitap okumak kesinlikle istemiyorlar. Bir çaba sarf ederek bir şeyler yapma hedefleri yok çünkü gelecekte iş hayatında her şeyin yapay zekâ ve sistemler kanalı ile halledileceğini düşünmekteler ve çok da haklılar. Bu sonuç onları başarılı olma yolunda diğer kuşaklardan ayıran en kırmızı çizgisi ve biz bu çizgiyi yeşile çevirmekle sorumluyuz. Sonuç odaklı olmaları nedeni ile ilk etapta bana göre süreç yönetimini öğretmek gerek…Çok diplomalı ve uzman kimliğinde olmaları iyi problem çözebilecekleri manasına gelmemeli… Tüm kuşakları takındırabileceğimiz ve geleceğe ekebileceğimiz en güzel fidanlarımız aslında ‘Z’ kuşağıdır. Onlara otorite kavramını, duyguların yönetimini, kişisel çaba gösterme biçimlerini öğretebilmek için öncelikle anneanne, babaanne ve dedeleri ile daha kaynaşık olmalarını temin etmek gerekir. Bu bağlamda en büyük görev biz öğretmenlere düşmekte… Öncelikle onlara sevgi ile insan kucaklamayı öğretmeliyiz… Onlara tecrübelerimizi anlatmalı ve hatta belki de huzur evlerini ziyarete yönlendirmeliyiz… Hiç bilmedikleri kavramları göstererek keşfetmelerini sağlamalıyız. Savaş yıllarında yaşanılanları dinlemeliler. Kapalı dosyaları açabilmeliler. Yönetici olarak ta ekipleri tek bir kuşaktan değil karma kuşaklardan kurmayı insan kaynakları politikası olarak tayin etmeliyiz ki topyekûn tam bir insan eğitimini sağlayabilelim. Bugünlük sulçi lisan ettiysek af ola siz düşüne durun daha neler yapabiliriz? En azından bir vesile ile 5 kuşağın kaynaşmasını kime karşı hangi kuşağı takınmamız gerektiğini düşünmeye başlayabiliriz sanıyorum... Bir sonraki yazıma kadar Allaha Emanet Olunuz.

Bu yazı toplam 1119 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Türkiye Ajansı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 205 33 59 - 0 332 233 81 62 Faks : +90 332 233 81 62